Sitemizde Ara


Son haberlerimde,
Bay Brouzelle'nin öldüğünü yazdım,
Bildiriyorum bugün haksız olduğumu,
Onun ne öldüğünü, ne de gömüldüğünü.


1652-1664 yılları arasında tamamen dizelerden oluşan haftalık gazetesi La Muze Historique'de belki de ilk tekzibi böyle yayınlamıştı Fransız Jean Loret…

"Kesinlik" hep zor oldu, medya denen bu sektörde… 
Ve bu nedenle Jean Loret'in bu dizeleriyle başlamak istedik yazımıza…

RAPORU HAZIRLAYANLAR:
Azime Acar & Ender Bölükbaşı

* * *

Bu hafta, savcılığa bile ulaşmadan gazetecilere ulaştı pek çok bilgi, belge… 
Gazeteler, televizyonlar her gün bir başka "bomba haber" duyurdular…

Ama, pek çok bilgi ertesi günlerde bir türlü yetkili makamlara doğrulatılamadı…
Ve tabii her zamanki gibi medya suçlandı… "Koli basilli suyu kullanıyorlar" diye…

Öte yandan, gazeteciler de özeleştiri yapmaktan geri durmadılar… 
Suda koli basili var mı diye tahlil etmeden niye kullanıyoruz diye söylendiler kendilerine… 
Ama, suyun başını kimlerin tuttuğunu, musluğu kimlerin açmış olabileceğini sorguladılar…

* * *

Başkentte olup bitenlere sıradan bir medya kazası demek, hafif kalacak… 
Yaşananlar daha çok Başkent'e çakılmış bir uçak görüntüsü veriyor…

Bütün bu toz duman içinde Ankara'yı en iyi anlatan neydi diye bakarken, biz VatanGazetesi'nin "Karanlıklar Başkenti"ne takıldık…

Çetin Altan da bu başlıktan etkilenerek, "Karanlıkta parlayan hançerler" başlığını koyduğu yazısında, gazetenin geçmişte kalmış kurucularından Ahmet Emin Yalman'ın bile bu başlık karşısında küçük dilini yutacağını yazdı...

Kaza yapmamak için gözgözü görmeyen sisler bulvarında, sis farlarını yakarak yol almaya çalışan medyaya en çok kızan Adalet Bakanı Cemil Çiçek oldu. 

Bakan Çiçek"Biraz sabır diyorum, kimse dinlemiyor. Medyanın su aldığı çeşmeden koli basili akıyor. Yanlış bilgilerle insanlar çeteci ilan ediliyor, burada bilgi kirlenmesi, bilgi kirletilmesi, manipülasyon da var." diyor.

Medya bir yandan suda koli basili var mı diye tahlil ettirip içmenin daha iyi olacağını kendi içinde tartışıyor… Tartışırken, Adalet Bakanı'na da "suyun başında" kimler olduğunu hatırlatıyor…

Tıpkı, Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turgut'un yaptığı gibi;
"Son zamanlarda medyanın su aldığı çeşmeden koli basili aktığı doğrudur ve hatta ben bunu 'çeşmelerden' diye değiştirebilirim. Su almak için hangi çeşmeyi açsak koli basili aktığını görüyoruz son günlerde. 

Koli basili akan çeşmelerin önemli bir bölümü hükümetin kontrolünde bulunuyor. Musluğu açıp kapama onların elinde. Eğer illa da açacaklarsa bari suyu temizlemeye girişseler ya..."



SİSLER BULVARI… 
GAZETECİ HESAPLARI…


ÖRNEK OLAY 1
OLAY YERİ: Yine Ankara'dayız…
OLAY:
Ankara'nın sisli puslu vadisinde, hafta boyunca medyanın yanıt aradığı bir soru daha vardı… 

Emin Çölaşan Hürriyet'teki köşesinde, Zaman Gazetesi muhabiri Selim Kuvel veTürkiye Gazetesi muhabiri Sinan Çetin'in, 11 gazeteci ve 14 siyasetçinin banka hesaplarını ele geçirdiğini yazıyordu…

Bu iki gazeteciye bu bilgileri kim verdi sorusunun iki muhatabından birisi BBDK'ydı… 
Ancak onlar "Bizden kaynaklanmadı" diyordu…

Diğer muhatap Maliye Bakanlığı ise günler süren sessizliğinin ardından "Vergi kanunları çerçevesinde vergi mahremiyeti gereği, bilgi ve belgelerin hiçbir şekilde üçüncü kişilere açıklanamayacağını" açıklıyordu…

Evet, bu bir suçtu… 
Üstelik, bankadaki parayı açıklayana da yayınlayana da bir yıldan üç yıla kadar hapiscezası söz konusuydu…

SONUÇ:
Hafta boyunca tartışılan bu konu, aylar önce Maliye Bakanı Unakıtan'a dayanarak CHP liderinin banka hesapları konusunda haber yapan Yeni Şafak Gazetesi'nin yayınını akıllara getiriyordu… 


KARIN KURDU İÇİNDEN ÇIKIYORMUŞ

ÖRNEK OLAY 2
OLAY YERİ: Çanakkale'deki Uluslararası
Arkeoloji Sempozyumu
OLAY:
Aslında, bu hafta "suyun başında olduğunu" unutan sadece Adalet Bakanı değildi… 

Bir başka bakan, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç da ucunun kendi hükümetine dokunduğunu hiç aklına getirmeksizin, veryansın ediyordu…

Çanakkale'deki Uluslararası Arkeoloji Sempozyumu'nda, Kültür Bakanlığı'ndaki müze soygunlarını Milliyet Gazetesi muhabiri Ömer Erbil'e itiraf eden Bakan Koç, karıştığı medya kazalarına yenilerini ekliyordu…

Sanki sıradan bir vatandaş veya müzelerde iyileştirme yapma çabasındaki iyi niyetli bir akademisyen edasında konuşuyordu Bakan Ko煠

Konuştukça açılıyordu… 
700'den fazla kadroya ihtiyaç olmasına karşın, zar zor 86 arkeologu işe alabildiğinden yakınıyor, üstelik asgari ücret ödeyebildiğini de üzülerek söylüyordu… 
"Ben bunlardan utanıyorum. Derdimiz bir değil, elvan elvan." diye de ekliyordu..

Yokuş aşağı inerken, adeta vitesi boşa atıp, ayağını frenden çekmiş gibi hızını alamıyordu... 
Maliye Bakanlığı'ndan dert yanıyor, bakanlık içindeki personelle bazı problemleryaşadıklarından şikayet edip, "Karın kurdu içinden çıkıyor" diyordu…

Ve sonunda ona sıkı bir medya kazası yaptıran şu sözler ağzından dökülüyordu;
"Müze teftişlerinde sadece aptallar yakalanıyor."

SONUÇ:
Bakanın mani yazar gibi konuşmasını biz de bir tekerleme ile karşılayalım istedik;
"Küp üstüne küp dizseler, en altından bir çekseler…" 
Tekerlemeyi, Çetin Altan'ın Pazar günkü yazının başlığından aldık…
Ve, yine aynı yazıdan bir alıntı ile tamamlıyoruz…

Yahya Kemal ile ressam İbrahim Çallı konuşurlarken, Yahya Kemal"Politikada", demiş; "doğrular hep geç söylenir"...

İbrahim Çallı:
"Sen öyle san" demiş; "politikada doğrular geç değil, hiç söylenmez"...

* * *

Unutmayın… medya kazası can almaz… itibar alır…