Sitemizde Ara


  • Bush'un medya kazalarından kurtulma çabasında "çıpa adam" formülü…
  •  Şarkıcı Gülşen mi yoksa Alanya Kaymakamı mı medya kazası yaptı?...
  •  Cumhuriyet Tarihi'nin "velet" davası… Ve, Yüzbaşı'nın yanlış sortisi…
  •  Muhafazakarlığın dini imanı olmaz… Tıpkı Kanal 7'nin Katolik sansürcüsü gibi…
  •  Medyanın da kazası olur… Yeni Şafak ve Sabah'tan iki vaka…
    Ve;
  • Demirel'den her derde deva "aspirin gibi" cevap örneği…

* * *

RAPORU HAZIRLAYANLAR:
Azime Acar & Ender Bölükbaşı

Başlıktaki "çıpa" bildiğiniz çıpa değil… 

Amerikalılar, halkı "yakalayan""onu belli bir noktaya bağlayan" kişi anlamında kullanır anchorman'ı… Ya da Türkçe'deki birebir çevirisiyle "çıpa adam"ı…

Seri medya kazalarıyla ünlü Başkan Bush da 87 yaşında gazeteci Helen Thomas'ın"neden"li iki sorusuna bile cevap verirken çuvallaması üzerine bir çıpa adama tutunmak istedi…
Ve, buldu…

Gerçi Türk siyaseti bu konuda daha deneyimli, Kanal 7'den Akif Beki'yi transfer etmiştiTayyip Erdoğan… Ama, görünen o ki bizim Başbakan'ın medya kazalarını fazla önleyemedi…

Başkan Bush, sözcüsü olarak muhafazakar Fox News Radio'nun ünlü anchorman'ı Tony Snow'u seçti… 
Üstelik, milyon dolarlar kazanan bu ünlü sunucuyu sadece ve sadece 160 bin dolar -şımarıklık etmiyoruz, inanın- vererek bağladı… 

Snow'un tek isteğinin daha fazla yetki olduğu söyleniyor… Ama, daha fazla yetki Bushgibi bir medya kaza bağımlısını ne kadar önleyecek? 

Soyadı gibi saçları kar beyaz olan çıpa adam Tony'nin, ABS fren sistemi çalışacak mı?ABS'nin buradaki açılımı, "Aman Bush Saçmalamasın" olmalı, diyoruz... Bakalım, Tonynereye çıpa atabilecek?… Attığı çıpa, Bush'un kazalarına dayanabilecek mi? Yoksa denizci deyimiyle demir mi tarayacak?...

Siyasetin duayeni Süleyman Demirelvari bir cevap verelim… 
Büyük ihtimalle belki…


HANGİSİ GAF, 
HANGİSİ MEDYA KAZASI?


ÖRNEK OLAY 1
OLAY YERİ: Şarkıcı Gülşen'in, Antalya'nın
Alanya ilçesindeki konser verdiği salon
OLAY:
Şarkıcı Gülşen, geçen hafta ekstraydı… 
Gülşen, ekstrada, bir yerden sonra ipin ucunu öyle bir kaçırdı ki, yemek gürültüsünden rahatsız olup, ön masada oturan şişmanca bir beyi gösterip, "Siz yeterince yemediniz mi, yeter artık, durun da şarkımı söyleyeyim" diye espriyle karışık "ciddi bir gaf"icra etti. Çünkü, en ön masada oturan şişman şahsiyet, ilçenin en üst mülki amiri konumundaki Kaymakam Bey'di.

Gazeteler olayı manşete "baltayı taşa vurdu" diye taşıdılar ki doğruydu… 
Ama, Gülşen'inki bir medya kazası değil sadece bir gaftı… 
İster gençliği deyin, ister espri yeteneğinin azlığı, ister patavatsızlığı deyin, biz buna medya kazası diyemiyoruz… Dilimiz varmıyor…

Niye derseniz, asıl medya kazası gafın ardından geldi…

Kazayı yapan, aynı zamanda olayın mağduru konumundaki Kaymakam Bey… Bir anda,şişman hakları savunuculuğuna soyunan Kaymakam BeyGülşen'in özürlerini hiçe sayarak, olayla ilgili soruşturma başlattığını açıkladı… 

Sanki, sofra başındaki devlet memuruna hakaret söz konusuydu… 
Ama gururu kırılmış, küçük düşmüştü, halkı önünde… 
Oysa, o Gülşen'in şarkılarıyla coşmaya gelmişti geceye…

SONUÇ:
Sayın Kaymakam Bey'e Gülşen'in bir parçasıyla seslenmek istiyoruz.
Yurtta aşk, cihanda aşk…


CUMHURİYET TARİHİNİN 
VELET VAKASI


ÖRNEK OLAY 2
OLAY YERİ: TBMM Genel Kurulu'nda 
Meclis Başkanı'nın temsili koltuğu
OLAY:
Haftanın en göz alıcı medya kazası ise TBMM'deki 23 Nisan törenlerinde gerçekleşti.

Meclis Başkanı'nın koltuğuna 21 yaşında bir "çocuk" oturdu ve yaşından çok büyük(!) laflar etti… 

İmam Hatipli bu 21 yaşındaki "çocuk", böylece ülkemizde "çocuk kime denir, kime denmez" tartışmasını da başlattı. 

Hatta, işin biyolojik tarafı bir yana, konuya hukuk da müdahil oldu. Çocuk Hakları Derneği Genel Başkanı Cengiz Kaplan, Erzurum Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencisi 21 yaşındaki İbrahim Ceyhan'ın çocuk olup olmadığının tespiti için Ankara Asliye Nöbeti Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açtı…

SONUÇ:
21 yaşında hala ne hikmetse lisede okuyan İbrahim Seyhan, Cumhuriyet tarihimize"velet vakası" olarak geçmeye aday…


YÜZBAŞI'NIN 
YANLIŞ SORTİSİ…


ÖRNEK OLAY 3
OLAY YERİ: 5. Ana Jet Üs Komutanlığı
OLAY:
Amasra'nın Merfizon İlçesi 5. Ana Jet Üssü'nde görevli bir grup subay, Cem Yılmaz'a özenip, eğlence olsun diye kamera karşısına geçti ve Doritos reklamını kendi üsluplarıyla ti'ye aldılar…

Aldılar almasına ama "sahte filo kurma" çalışmalarını konu eden ve üç yıl önce çekilen bu video görüntüsü, bir şekilde binlerce videonun bulunduğu google.video.com'un havuzuna düştü… 

Sonunda bir yüzbaşı ve iki üsteğmenin tıpkı Cem Yılmaz reklamındaki gibi baskına uğrayıp, yakalanıp, askeri bir araca bindirildi. Bu görüntüler yüzünden subaylar hakkındainceleme başlatıldı…

SONUÇ:
İş başarılı ama bu başarılı reklam uyarlamasına Türk Silahlı Kuvvetleri'nin iç hizmet yönetmeliği'nce "Kristal Elma" verilmeyeceği de kesin…. 


MEDYANIN DA KAZASI OLUR

ÖRNEK OLAY 4
OLAY YERİ: Sabah Gazetesi'nin 
26 Nisan tarihli manşeti
OLAY:
Antalya'daki Otodrag şampiyonasında seyircilerin arasına otomobil ile dalarak üç kişinin ölümüne yol açan Levent Kesen adlı sürücünün "alkollü" olduğu haberinden söz ediyoruz…

Sabah Gazetesi, haberi manşete, "Üstelik alkollüymüş, kanında 90 promil alkol çıktı" diyerek taşıdı. 
Oysa, Sabah Gazetesi kan tahlilindeki alkol oranının 0.90 miligram/desilitre'nin promil karşılığının 0.0090'a (binde dokuz) denk geldiğini atlayıp, tıpkı kazayı yapan Levent Kesen gibi frenlerini kitleyerek, seyircilerin içine değil ama haberin içine dalmıştı….

SONUÇ:
Ölü yok ama soru çok… 
Ve, tabii bıyık altından gülen ve dokunduran rakip gazeteler var…


BİR BAŞKA MEDYANIN KAZASI

ÖRNEK OLAY 5
OLAY YERİ: Yeni Şafak Gazetesi 
26 Nisan tarihli manşeti
OLAY:
Medyanın kazalarına bir başka örnek daha…
TBMM Başkanı'nın 23 Nisan'da Meclis Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmayı Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu'nun "çok düzeyli bulduğu" haberi yer aldı Yeni Şafak Gazetesi'nde…

Gazetenin bu haberi, ertesi gün Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu tarafındanbizzat yalanlanarak, medyanın kazaları kategorisinde hak ettiği yeri aldı… 

SONUÇ:
Belli ki Yeni Şafak"wishfull thinking" yani "Öyle olsa ne iyi olurdu" diye düşünmüş…
Keşke sadece düşündüğüyle kalsaymış…


Kısa… Kısa… 
MEDYA KAZALARI


Bir medya kurbanı olmaya aday yeni oyuncu, cemiyet hayatının renkli siması Berrak Tüzünataç'a Haftalık'ın son sayısında soruluyor; 
"Güzel kadına mı açız acaba, o yüzden mi sizi huzursuz eden o yere koyduk?"

Berrak Tüzünataç, soruya soruyla ve biraz da kızgınlıkla cevap veriyor; 
"İlginç olanı şu, beni oraya koyanlar, sonra dönüp yahu bu kız neden burada, ne yaptı ki demeye başladı. Ben bunun için uğraşmadım ki, bu konuma siz getirdiniz, sorununuz ne?"… 
Sıkı cevap karşısında gazeteci başka bir konuya geçiyor…

* * *

Engin Günaydın -Avrupa yakası'nın Burhan Abisi- Haftalık Dergisi'ne neden oyuncu olduğunu açıklıyor… 
"Oyunculuğu daha kolay kız tavlayabilmek için seçtim. Oyunculuğu seçmemin esas en basit sebebi budur. Yoksa oyunculuk için deliriyorum diye bir durumum yok, hala da yoktur."
Samimi cevap… 
Şapka çıkardık ama sanki cevabında tevazu da gizli, ne dersiniz?...

* * *

Muhafazakarlığın dini imanı olmaz… 
Nitekim Kanal 7'nin sansürcüsü Katolik bir hristiyan... Jan Brindizi… 
Yıllardır Kanal 7'ye gelen bütün filmleri o makaslıyor… 
Hatta, 90 dakikalık filmleri 50 dakikaya indirmesiyle tanınıyor ve bundan da en küçük bir rahatsızlık duymuyor… Çünkü Birindizimuhafazakarlığı ile övünüyor… 
Haftalık Dergisi soruyor, 
"Hiç dikkatsizlik kurbanı oldunuz mu? Kanal 7'de cinsellik olmaz diyorsunuz, hiç kaçırdığınız oldu mu?" diye. 
En azından "Bir kez oldu" sözünü almaya çalışıyor… Ama, Brindizi'nin sansür makası çok keskin… 
"Yok hayır, o konuda çok dikkatliyim, girmesi sakıncalı bir sahne varsa mutlaka yakalarım" diyerek muhafazakarlık sensörlerinin ne denli güçlü olduğunu gözler önüne seriyor.
Sonuç; 90 dakikalık bir filmi 50 dakika seyretmeyi kim ister ki?
Düşünün, Mona Lisa tablosuna bakıyorsunuz ve ünlü gülümseyişinin olduğu kafa yerinde yok…

* * *

Ö. N. ünlü birisi değil… Hayatın içinden... 
Kendine vazektomi yani kısırlaştırma ameliyatı yaptırmış. 
43 yaşında, üst düzey bir şirket yöneticisi… 
Haftalık Dergisi soruyor, 
"Bu haberde sizi defişre etmedik, utanılacak bir şey midir kendini kısırlaştırmak?"... 
Ö.N. cevap veriyor… 
"Tabii ki utanılacak bir şey yok. Ama artık kariyerimizde belli bir noktaya gelmiş insanlarız. Bunu yöneticiliğini yaptığımız kişilerin bilmesi bir risk olabilir." 
Sonuç; Bu söz aslında iktidarın her türlüsünün nasıl makbul olduğunu gösteriyor…

* * *

Bu haftaki yazımıza, "bir şey söylemeden söz söyleme ustası", daha doğrusu ustaların ustası Süleyman Demirel'in bir sözüyle bitiriyoruz….

"Bir şeyin tartışılmasından kimse korkmamalıdır. Tartışmalar bence sükunetle yapılmalıdır. Kim neyi söylemek istiyorsa söylemeli. Söylenecek şeylerden de endişe etmemeli."

Demirel, sizce bunu ne için söyledi? 
Aspirin gibi cevap… 
Ne için derseniz onun için… Başınız ağrıdığında bu cevabı kullanın… 
İyi haftalar….

* * *
Unutmayın… medya kazası can almaz… itibar alır…