Sitemizde Ara


  • Vatan yahut Özür mü? 
  •  Sonunda bunu da yaptık..  Hayal kahramanları sanık oldu…... Sırada Pinokyo mu var?
  • "Ben sanatçının genç olanını severim" diyen Bakan'a, 10 yıl öncesinden gelen cevap...

    ... Ve
  •  Popüler kültürün en hızlı ve en şık devrimcisinin 10. ölüm yıldönümü

    RAPORU HAZIRLAYANLAR:
    Azime Acar & Ender Bölükbaşı

    * * *

    Ünlü oyuncu ve tiyatro sanatçısı Haluk Bilginer"Röntgenciliği habercilikle karıştırmak gibi bir zaafımız var. Halk bilmek istiyor diye bir yalan söylüyorlar. Bahaneye bak! Evet, halk hiç de böyle bir şey bilmek istemiyor. Ne yazıyorsan onu okuyor halk…" diyor.

    Bilginer'in Haftalık Dergisi'nde yer alan bu sözleri aslında medyada son dönemde üst üste yaşanan medya içi medya kazalarının sıklığın da bir yerde açıklıyor gibi…

    Çünkü, görsel kültür yani "bakmak", yazılı kültürün yani "okuma"nın yerini öylesine aldı ki, sonunda okunacak bir ürün çıkaran yazarlar ve gazeteciler bile artık sadece"bakarak" yazmaya başladılar… 

    İşte "bakma" fiilinin iki acılı medya kaza hikayesi…


    ÖNCE VATAN MI, HABER Mİ?

    ÖRNEK OLAY 1
    OLAY YERİ: Vatan Gazetesi 
    birinci sayfa, dokuz sütuna manşet
    OLAY:
    Vatan Gazetesi, 21 Eylül Perşembe günü manşetten İstanbul'da yapılacak yedi ayrı tünelin ihalesiz olarak Mak-Yol ve Kiska adlı şirketlere verildiğini ve bu şirketlerden Mak-Yol firmasının ortaklarından birisinin Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırımolduğunu duyurdu. 

    Gazete, işin ihalesiz verilmesini eleştirerek, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın bu firmalarla arasında çıkar ve menfaat ilişkisi olduğu imasında da bulundu. 

    Ancak, haberin öyle olmadığı, Aziz Yıldırım'ın Mak-Yol firmasıyla bağlantısının bulunmadığı daha gazetenin mürekkebi kuramadan anlaşıldı.

    Vatan Gazetesi internet sitesinde özür dileyerek, haberi düzeltmeye çalışsa da meydana gelen medya kazası, sekiz şiddetinde (Richter değil, Saygınlık şiddeti) bir depreme yol açtı. 

    Gazete, ertesi gün çıkan nüshasında haberin yanlışlığından ötürü özür diliyor veYıldırım'ın şirketle ilişkisi olmadığına dair açıklamasına yer veriyordu. 

    Açıklamada "Vatan çıktığı günden buyana en büyük hatasını dün yaptı. Muhabirden başlayarak, yazı işlerine kadar süren hatalar zinciri sonucu, dünkü manşetimizde tünel işini ihalesiz alan Mak-Yol firmasının Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'a ait olduğu bilgisi yer aldı. Bu yanlışlıktan dolayı Aziz Yıldırım'dan ve siz değerli okurlarımızdan dolayı özür dileriz" dendi.

    SONUÇ:
    Vatan'ın internet sitesine bakmayı aklına getirmeyen CNN Türk de yalan haberi aynen ana haberine taşıyarak, "Yalan haber bulaşıcıdır" kuralını doğruladı.

    Geriye de gazeteciliğin birinci kuralı olan "çapraz kontrol" ve "okuma"nın muhabirden yazı işlerine kadar hiç kimse tarafından yapılmadığı gerçeği kaldı.


    "ELİF DEDİM, BE DEDİM…"

    ÖRNEK OLAY 2
    OLAY YERİ: Medyanın köşe bucakları…
    OLAY:
    Bu ünlü türküyü başlığa koymamızın sebebi yazar Elif Şafak'ın "Baba ve Piç" adlı romanı yüzünden yargılanması. 

    Dahası, Elif Şafak'ın "Baba ve Piç" romanını "okuma"yıp, ya da okuyup maalesef"anlamayıp" onu yerden yere vuran ve Türklüğe hakaret ederek ucuz entelektüellikyaptığını söyleyen gazete yöneticileri ve yazarlar, bu başlığı atmamızda bize ilham kaynağı oldu…

    Neyse ki, türküdeki gibi, "Az derdimiz çok" olmadan, "Elif" meselesi noktalandı.

    Elif Şafak'ın doğum yaptıktan dört gün sonraki duruşması o kadar hızlı sonuçlandı veberaat kararı çıktı ki, romanı "okumak" yerine başkalarından dinleyip ahkam kesenler, hemen hızla kağıda kaleme sarılıp, "Böyle bir karar AB baskısı altında alınmıştır, mahkemenin bağımsızlığı zedelenmiştir. Elif Şafak Türklüğe sayıp söverek tıpkı Orhan Pamuk, Perihan Mağden ve İpek Çalışlar gibi ucuz entelektüellik yapıp 301. madde sayesinde uluslararası yazarlar kervanına katılmaya çalışıyor" türünden veryansınlarla saldırdılar.

    Oysa, büyük ihtimalle aralarında hiçbirisi "Baba ve Piç" romanını okumamıştı.

    Romanın içinde hangi karakterin Türklüğe yönelik o sözleri söylediğini ve romanın içindeki Türk karakterinin ise yine Ermenilerle ilgili olumsuz sözler söylediğinin farkındabile değildi. 

    Yani, dünya tarihinde belki de ilk kez hayal ürünü olan kahramanlar yargılanmayaçalışılmıştı…

    Ama, bu saçmalığın daha da büyümesini istemeyen Türkiye'de hukukçular da vardı da Elif Şafak'ın hayal ürünü kahramanları hapse girmekten kurtuldu.

    SONUÇ:
    Üç gün sonra PinokyoHansel ve Grathel ve hatta hatta Mickey MouseAlice Harikalar Diyarı'nın Alice'i bir çevri hatasına kurban giderse, mahkeme celbini kimeyollayacaklar?

    Neyse, yine o yazarlar buna da bir çözüm bulurlar herhalde…
    Medyadaki "okuma zafiyeti" üzerine bir küçük notla bitirelim.

    Aktüel Dergisi'nin bu haftaki sayısında, Rahşan Affı olarak bilinen 4616 sayılı "Şartla Salıverme Yasası"yla tahliye edilen 28 bin 114 tutukludan sadece 447'si yeniden suç işleyerek hapishaneye dönmüş. Yani her 63 kişiden birisi… 

    Medyada sürekli çıkan Rahşan Affı'na yönelik eleştirilerin aslında somut rakamlara dayanması gerekiyor değil mi? Bu da "okuma"nın bir parçası olsa gerek. 


    SANATA VE SANATÇIYA SAYGI…

    ÖRNEK OLAY 3
    OLAY YERİ: Basınla Bakan'ın 
    buluştuğu herhangi bir yer
    OLAY:
    Yazılarımızın eksiksiz baş kahramanı, seri medya kazası, vurdu mu oturtan, ağzından bal(!) damlayan Kültür Bakanı Atilla Koç, yine haftaya sanata ve sanatçıya Türkiye'deki özeni (!) simgeleyen bir medya kazasıyla damgasını vurdu.

    Koç, geç yaşta emekli olan devlet sanatçılarını eleştirirken, yine her zamanki özensizliği içindeydi.

    Bakan Koç"Sahnede öleceklerine gidip yataklarında ölsünler" diyerek, adeta"Ben sanatçının genç olanını severim" demeye getirdi. 

    SONUÇ:
    Bakan Koç'a, yatağında ölmek yerine mikrofon başında sanatını icra ederken ölmeyi seçen bir sanatçıyı hatırlatmak istedik.

    Onunla en son röportajlı yapan Can Dündar'ın Milliyet'te Pazar günü yayınlanan yazısından bir alıntıyı aktaralım önce; 
    "O her şeyin başladığı stüdyoda, o mikrofonunun başında ölecekti.
    Her şeyi en ince ayrıntısına kadar tasarlamıştı.
    Düzenli aldığı ilaçları kesmiş, yıllardır gizlediği bedenini en güzel elbiseler içine hapsetmiş ve ayakta ölmeye ahdetmişti.
    Öyle oldu.
    Çınarlar gibi ayakta öldü…"


    Evet, bu haftaki yazımızı bizce popüler kültürün içindeki gerçek bir devrimci ile bitiriyoruz.

    Padişah Üçüncü Selim'in Türk Sanat Müziği'ne kattığı Suzinak (yakıcı ateş) makamındaki o ölümsüz şarkısındaki sözlerle anıyoruz popüler kültürün bu şık ve hızlıdevrimcisini…

    Şimdi uzaklarda olan Zeki Müren'i… Ölümünün 10. yılında saygıyla…

    "Şimdi uzaklardasın
    Gönül hicranla dolu…"
    Hiç ayrılamam derken… 
    Kavuşmak hayal oldu…"


    * * *

    Unutmayın… medya kazası can almaz… itibar alır…