Sitemizde Ara

 

  •  Gazetecilerin korkulu rüyası nasıl gerçek oldu?
  •  Bir "sır" ne kadar "secret" kalır?

    ...Ve
  •  Tarihten iki örnek… 
    Washington Post'un ödüllü "hayali" röportajı ve Stern Dergisi'nin "hayali Hitler güncesi" hikayeleri…

    RAPORU HAZIRLAYANLAR:
    Azime Acar & Ender Bölükbaşı

    * * *

    Bu hafta sizlere, bir gazetecinin en korkulu rüyasından, haber kaynakları tarafındankandırılmasındanaldatılmasından söz etmek istiyoruz…

    Hatırlarsınız, Ayşe Arman'ın son günlerin en çok konuşulan Secret (Sır) kitabının yazarıRhonda Byrne ile yaptığı röportajı üç hafta önce (3 Haziran) Hürriyet Pazar Eki'nde,"Olay kitap Secret'in efsane yazarı Rhonda Byrne Hürriyet'e konuştu: Bir gün herkes mutlu olacak" başlığıyla yayınlanmıştı.

    Oysa, röportaj tümüyle "hayal ürünü"ydü…

    Bu haftaki Pazar Eki'nin sürmanşetinden "Dolandırıldım" diyerek, okurlardan "af dileyen" Ayşe Arman "sır"ra nasıl erdiğini de ayrıntılarıyla aktarıyor yazısında…

    Yayınevi sahibinin "Ortalıkta çok konuşulan, her yerde sözü edilen Secret kitabının yazarıyla röportaj yapmak ister misin?" teklifiyle, Ayşe Arman "talih kuşu"nun ayağına geldiğini düşünmüş. 

    Zira, Secret'in yazarı Rhonda Byrne dünyada pek çok gazetecinin görüşebilmek içinpeşinde koştuğu bir isim…

    Oturup, sorularını hazırlamış, tercüme edip yollamış…
    Nitekim, birkaç gün içinde de cevaplar gelmiş…

    * * *

    "İki üç soru hariç hepsi cevaplanmıştı.
    Doğrusu huylanmadım.
    Çünkü cevaplar İngilizce verilmiş sonra Türkçe'ye çevrilmişti. Yer yer Türkçesini düzelttiğim bile oldu. Hatta metnin sonu, 'seninle uzun bir yolculuğumuz oldu' (We had a long journey with you) diye bitiyordu. Türkçe'de böyle bir vedalaşma şekli olmadığından, tamamen çeviri olarak algıladım.
    Şüphelenmedim…"

    * * *

    Ama, Secret kitabının tanıtım çalışmalarını yürüten uluslararası PR şirketi Edelman'ınTürkiye temsilcisi Gonca Karakaş, arkadaşı Ayşe Arman'ı arayarak, "Hani sen Secret Röportajı yaptın ya, o röportaja yanıt veren Rhonda değildi" deyince"sır"ra ermiş Ayşe Arman:

    Senin soruların Amerika'ya gitmiş, bunlar çok fazla denmiş. Rhonda da zaten seyahatte miymiş neymiş, cevaplanmadan, aynen iade edilmiş…
    - Nasıl olabilir ki, sorular bana yanıtlanmış olarak geldi…
    Valla, birileri kitabı önüne almış, kendisini Rhonda yerine koyup, bir güzel cevaplamış…

    * * *

    Gerisi, malum… 
    "Başıma biri kurşun sıksa daha iyiydi" diyen Ayşe Arman"sır"rın peşine düşmüş…

    Edelman ile yayınevi sahibi arasında geçen yazışmalar… 
    Ayşe Arman'ın Edelman'ın ikinci başkanına ulaştığında, "Gazetenizde yayınlanan röportaj tamamen hayal mahsulü bir röportaj…" teyidi… 
    Yayınevi sahibiyle yapılan görüşmeler…
    Günler süren amansız bir gazeteci takibiyle gerçeğe ermiş Ayşe Arman… 

    "Aldatıldım. Kandırıldım. Dolandırıldım.
    Dolayısıyla, ben de size sahte ve ayıplı bir mal sunmuş oldum, özür dilemekten vekanuni haklarımı kullanmaktan başka yapabileceğim bir şey yok. Beni affedin lütfen…"

    Ayşe Arman, yazısında Edelman şirketinin, "Adımız kullanılarak sahte evrak üretilmiştir. Hukuki yollara başvuracağız" dediğini de eklemiş.

    SONUÇ:
    Medya ile temas pek çok kişi için sıkıntılı, hatta bir parça korku yüklüdür… 

    En çok da gazetecilerin "kuşkuculuğu"ndan yakınılır…

    Ayşe Arman'ın başına gelenler, gazetecilerin "haber kaynakları"ndan kuşkuduymazsa, en korkulu rüyalarıyla nasıl yüz yüze kalabileceklerinin çarpıcı bir örneği… 

    Üstelik, arada yayınevi, yurtdışındaki ünlü PR ajansıyla yapılan yazışmalar gibi tekrar, tekrar kontrol ihtiyacını ortadan kaldıran pek çok unsur var…

    * * *

    Gazetecilik dürtüsü ve "atlatılacak" haberin büyüklüğü bazen kontrol sürecini ortadan kaldırıveriyor…

    İşte medyanın yakın tarihinden iki örnek…

    Washington Post Gazetesi'nde Eylül 1980'de yayınlanan, 8 yaşındaki eroinman zenci çocuk Jimmy ile röportajı yapan genç gazeteci Janet CookeJimmy'nin dramını öylesinedokunaklı yazmıştı ki, en önemli gazetecilik ödülü olan Pulitzer'i kazanmıştı.

    Ama, olaydan kuşkulanan Washington Belediye Başkanı, bütün kentte küçük Jimmy'yi aratmış, bulamayınca da "hayali röportaj" kuşkusunu açıklamıştı.

    Washington Post yönetimi ise araştırma sonucunda röportajının tümüyle "uydurma"olduğunu anlayıp, özür dilemiş, Pulitzer'i de geri vermişti.

    * * *

    Diğer örnek ise Stern Dergisi'ne ait.

    1983 Nisan'ında "Hitler'in özel günlüğünü" yayınlamaya başlayan Stern dergisinin satışı 2.1 milyon adede fırlamıştı. 

    Üstelik, pek çok yayın yüksek telifler ödeyerek, işin üstüne atlamışlardı. 
    Stern, yüzyılın "atlatma" haberini yakalamıştı (!) 

    Ancak, devlet arşivi uzmanları güncenin sahte olduğunu kanıtladıklarında, Sternherkesten özür dilemek zorunda kalmıştı. 

    Olayı "düzenleyen" gazeteci ve suç ortağı 4.5 yıl hapse mahkum olmuşlardı. 

    Günlükler, parkinson hastası olan Polonyalı bir kadına yazdırılmış, dahası kağıtlar ve günlüklerin deri kaplamasının bile dönemin Almanyasına ait izlerle dolu olmasına dikkat edilmişti.

    Ama sahteciler bir tek yerde hata yapmışlardı. Yazıda kullanılan mürekkep,Çekoslovakya'da 1949 yılından sonra üretilmeye başlanmıştı. Yani Hitler'in ölümünden dört yıl sonra…

    * * *

    Dönelim Ayşe Arman'a…

    Kuşkusuz, bir kitabı daha fazla sattırmak için Ayşe Arman'ın röportaj yapması pek çok yayınevi ve yazarın rüyası… 

    Zira, o yazdığı zaman, bir satacak kitap, on satıyor…

    Ayşe Arman "Bir kitabı daha fazla sattırmak için değmezdi…" diye bitirmiş "sır"rı açıkladığı yazısını…

    Hayali röportajı üretenler ise "nasıl olsa kimse farkına varmaz" deyip, böyle birfırsatı kaçırmadılar, gazeteciyi tuzağa düşürdüler… 

    Ama, gazeteci o tuzaktan çıkmasını ve "Ben hata yaptım" demesini bilir…

    Tuzağa kim düştü dersiniz?...

    * * *

    Unutmayın… medya kazası can almaz… itibar alır…