Sitemizde Ara

  • Çiller'i özlediyseniz bu yazıyı okuyun... Özlemediyseniz de okuyun...
  •  Erkekle kadının aynı havuza girmesi de mesele oldu... Hayırlı olsun...

    ... Ve,
  • Dink cinayetinin üzerinden bir yıl geçti... Vali Güler"kodları" nasıl çözüyor!?!....

    RAPORU HAZIRLAYANLAR:
    Azime Acar & Ender Bölükbaşı

    * * *

    Demokrat Parti'nin Olağanüstü Kongresi'nde seçilen, adını daha kimsenin kolayca hatırlayamadığı yeni Genel Başkanı Süleyman Soylu siyasete merhaba derken, medya kazalarına da sıkı bir selam çaktı.

    Siyasetin kaygan zeminine adım atarken, her türlü hesabı yapan siyasetçiler, her ne hikmetse dilin kemiği olmadığının muhasebesini bir türlü denkleştiremiyorlar.

    Zaten "Çiller'in Emanetçisi" olarak bu göreve getirildiği üzerine şaibeler bulunanSüleyman Soylu bir de Çillervari medya kazaları işleyince, ilk günden "Herhalde Çiller'i klonlayıp, tekrar hayatımıza sokacaklar" yorumları yapıldı.

    Süleyman SoyluDP Genel Merkezi'ndeki ilk konuşmasında "tüyü bitmemiş yetim"yerine "tüysüz yetim""Demokrat Parti" yerine "DYP""Kırat'ın burnu" yerine"Partinin burnu" deyiverdi.

    Arka arkaya patlayan bu gafla karşılık medya kazaları, Çiller'in "güvenoyu" yerine"güvenlikoyu", Karabüktekilere "Karagümrüklüler" diye seslenmesi, Birinci Lig'de oynayan Samsunlulara, "Sizi İkinci Lig'e alayım mı?" demesi gibi Türk siyasetinenakışla işlenen gaflarını hatırlattı.

    Siyasetçilerin, siyaset yaparken medya kazası işlemelerinin ikinci örneği ise Ankara İl Genel Meclisi'nde AKP'li Mehmet Akyol'un Kızılcahamam'da kadın ve erkekler içinayrı kaplıca havuzu yapılması önerisiyle ortaya çıktı.

    CHP'li Behzat Akdoğan'ın itiraz etmesine verdiği cevapla herşeyin üzerine bir de tüy dikti.

    CHP'li Akdoğan'ın memleketi olan Tunceli'yi imalı biçimde gündeme getiren Akyol, şöyle konuştu:

    "Benim kadınımla bir erkeğin aynı havuzda o yörede olması olmaz. O yörenin özelliklerini bilen birisi olarak konuşuyorum. Tunceli ile ilgili olarak konuşmuyorum. Yani senin memleketinde olağan sayılabilir."

    Akdoğan bunun üzerine "Ne söylüyorsunuz, Tunceli Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında değil mi?" deyince, Akyol "Kızılcahamamlı bunu asla kabul etmez. Anadolu terbiyesi diye bir şey var" diye konuştu.

    Akdoğan ise "Bu ifadeler çok ayıp!" diye cevap verdi.

    SONUÇ:
    Siyaset yaparken, göz çıkarmanın bu iki örneği, hassas konularla ilgili konuşmadan önce bir kez daha "düşünülmesi"nin önemini ortaya koyuyor.

    Bu haftaki yazımızı Hrant Dink cinayetiyle ilgili İstanbul Valisi Muammer Güler'in İnsan Hakları Komisyonu'ndaki konuşmasına dikkat çekerek bitireceğiz.

    Sabah Gazetesi'nin haberine göre, Vali Güler, 3-4 Ocak 2008 tarihlerinde AKP Bursa milletvekili Mehmet Ocaktan'ın başkanlığını yaptığı komisyona şöyle konuşmuş:

    "İstanbul'da koruma önlemi alınabilecek 500'e yakın Ermeni kişi ve kuruluş var. Aklımıza Dink ile konuşmak geldi. Azınlık işlerine bakan Vali Yardımcımız Dink'i çağırdı. Dink, iyiniyet ve nezaket kuralları çerçevesinde uyarılmak istendi. Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nden gönderilen yazı 'yüksek kod'la gelmemiş. Ve yardımcı istihbarat elemanına dayanan bir istihbarat. Yani, çok güvenilir değil. Trabzon'da mesela yazıda 'Yasin Hayal İstanbul'a gidebilir' deseydi önemli olabilirdi. O kodla gelen yazı, Emniyet Müdürü veya Vali'ye kadar çıkmaz. Yalnız bir eksik var, İstanbul Emniyeti cevap yazabilirdi, o yapılmamış."

    Hrant Dink cinayetinin birinci yılının yaşandığı şu günlerde Vali'nin bu cevabının değerlendirmesini size bırakıyoruz...

    * * *

    Unutmayın… medya kazası can almaz… itibar alır…