Sitemizde Ara

  • Azime ACAR

Bu hafta, diplomatların "Türkiye ve Avrupa için bir halkla ilişkiler felaketi" diye yorumladığı "Roj TV Vakası"na bakmaya ne dersiniz?

Son haftalarda kızgınlık ve sinirlilik halleri ile dikkatleri çeken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Danimarka'daki "O varsa, ben yokum" tavrı İLETİŞİM açısından ne kadar doğruydu?...

Tek doğru bu muydu?....
Yoksa, daha etkili başka "doğru"lar olabilir miydi?

Fransa'daki varoş isyanına "türban" teşhisi...
Malatya Çocuk Esirgeme Kurumu ile patlayan kriz için "kız erkek öğrencileri ayırma" formülü.
Türban yasağı için "ulema" teklifi.
Ve benzerleri...

İşte son haftalarda peşpeşe gelen bu açıklamaları nedeniyle pek çok köşe yazarı tarafından "aklını ilk geleni söylemekle" eleştirilen Başbakan, başka ne yapabilirdi?

* * *

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Ya ben ya Roj TV" diyordu Danimarka Başbakanı'na.
Ve, toplantıya çıkmaktan son anda vazgeçiyordu.

Kimi haklı buldu başbakanın bu tavrını...
Çünkü, Başbakan bu tavrı ile "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" diyerek gizli gizli "terörü destekleyenlere" iyi bir yanıt vermişti.
Nitekim, böyle düşünenler Başbakanlığa e-posta, faks ve telefonla destek mesajları yağdırmışlardı.

Peki girmek için can attığımız AB'de müzakere dediğimiz işler böyle yürür müydü?...
Yunan basınının "dayılık" olarak yorumladığı "kapıyı vurup gitmek" tek çözüm müydü?...
Başbakan'ın "Ben çıkmıyorum" diyerek, basın toplantısına katılmaktan kaçınması tek doğru muydu?...
Başka ve daha etkili "doğru" yanıtlar olabilir miydi?...

Hasan Cemal, 19 Kasım'daki Milliyet'teki köşesinde, "Basın toplantısına katılmak ve Roj TV'den soru gelince yanıtsız bırakmak ve gereken tepkiyi o zaman göstermek daha doğru bir tutum olabilirdi" diyordu.

Başbakanın tavrı, MEDYAFOBİ Medya Eğitimleri'nde sıkça dile getirdiğimiz "Sorular zarar vermez, zararı yalnızca yanıtlarınız verir" sözünü hatırlatıyordu.

BAŞBAKAN'IN SEÇENEKLERİ

Başbakan ne yapabilirdi?...
Son haftalardaki sürekli kızgınlık ve sinirlilik halleri, faturayı hep "medyaya kesmesi" ve aklına ilk gelenleri söyleyivermesi dışında ne yapabilirdi?

Basın toplantısına çıkabilirdi. Ve;
Bir: Roj TV'den gelen soruları "yanıtsız" bırakabilirdi
İki: Soruya, bu televizyon kanalının terör örgütüyle bağlantılı çalıştığını söyleyerek, "yanıt vermeyeceğini" açıklayabilirdi
Üç: En iyi seçenek ise soruyu yanıtlayarak, Türkiye'nin mesajlarını Avrupa kamuoyuna doğrudan taşıyabilme fırsatını yakalayabilirdi.

Evet, masadan kalkmaktan daha etkili bir yöntem olan üçüncü seçenek, sıkı bir hazırlığı da gerektirmekteydi.
Yoksa, kriz içinde kriz yaşamak işten bile değildi.
İşte, zor sorulardan değil, yanıtlarımızdan korkmamız gerektiğinin önemi de buradaydı.

Yine Başbakan'ın Roj TV örneğinden devam edelim.
Elbette bir Başbakan'ın diğer bir Başbakanı ziyareti önemlidir ve dahi günler süren hazırlıklar gerektirir.

Görüşme konularından ziyaret programına kadar her şey ayrıntılı ele alınır.
Ve, hele ortada Roj TV gibi öncesinden bilinen bir sorun varsa, o sorunla ilgili nasıl tavır alınacağı ve verilecek mesajlar da toplantıdan önce ZATEN bellidir.

Yani, zor sorulardan kaçmak yerine o soruları bir "fırsat" olarak nasıl kullanılabileceğine bakılır.

"İLİŞKİLERİ İYİLEŞTİRELİM DERKEN"

Nitekim, Altan Öymen, Radikal'deki yazısında, bütün bu hazırlıkların göz ardı edilmesinin sonuçlarını şöyle yorumluyordu;

"Başbakan düzeyinde iyileştirilmesi hedeflenen Türkiye-Danimarka ilişkileri eskisinden çok daha sorunlu hale gelmiştir. Ayrıca, o sorunlu hal, Türkiye'nin AB ile ilişkilerini de etkilemiş, AB'nin genişlemeden sorumlu komisyon üyesi, çıkan krizde Türkiye Başbakanı'nı değil Danimarka Başbakanı'nı haklı bulduğunu ilan etmiştir.

Özetle: Devlet adamlarının söylemlerinde ve eylemlerinde, kızgınlık ve sinirlilik yerine soğukkanlılık ve akılcılığın öne çıkmasında ne kadar büyük fayda olduğu, bir kere daha anlaşılmıştır."


Hasan Cemal'in Milliyet'teki yazısından sürdürelim;

"Basın toplantısına katılmak, Roj TV'den soru gelince yanıtsız bırakmak ve gereken tepkiyi o zaman göstermek bence daha doğru tutum olabilirdi. Bu vesileyle, Danimarka'nın bazı çifte standartlarını da haklı bir konumdan sergilerdi Başbakan diye düşünüyorum.
Roj TV, PKK'nın organı. Bunu bilmeyen var mı? Sanmıyorum.

Peki ya hukuki kanıt?..
AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Olli Rehn, ortada hukuki delil olmadığı için yapacak bir şey olmadığını, bu yüzden Erdoğan'a değil, Danimarka Başbakanı Rasmussen'e hak verdiği söylüyor. Ama buna karşılık Amerikan yönetimi de, Roj TV'nin bir terör örgütünün organı olduğu için kapatılmasını talep ediyor Danimarka'dan...

Danimarka gibi bazı AB ülkelerinin Türkiye ve terör konusunda bazen çifte standart kokan, haksız çizgi izlediklerine kuşku yok. Ama buna karşılık Türkiye'nin de ince oynaması lazım. Özellikle ifade özgürlüğü alanında özenli davranması şart."


Financial Times da Başbakan'ın tavrını yorumlarken, "Eğer biri, katılmak için çırpındığı bir kulübe girme sürecindeyse, kulübün önde gelen üyelerinden birini kamuoyunun önünde küçük düşürmesi akıllıca olur mu?" diye soruyordu.

Zor sorular... Altın tepside sunulmuş fırsatlardır.
Tek şartla: HAZIRLIKLI iseniz!...