Sitemizde Ara


  •  Sağlık Bakanı Akdağ rekora koşuyor…
  • Atilla Koç gene "ihtisas"ını konuşturuyor…
  • Serdar Ortaç'ın kafasında binlerce tilki var… Kuyrukları birbirine dolaşıyor…
    ... Ve
  • Nasrallah'tan Pınar Altuğ'a ilginç "devrimci" tanımları…

    RAPORU HAZIRLAYANLAR:
    Azime Acar & Ender Bölükbaşı

    * * *

    Kırılmaz, kırılmaz demeyin, en zor rekorlar bile zamanı gelince kırılıp tarih olur… 

    Rekoru kırılan kişi seri medya kazacısı (SMK) Ko煠
    Rekoru kıran ise Sağlık Bakanı Recep Akdağ… 

    Yakın geçmişte doğum kontrolünü gereksiz ve aile planlamasını da anlamsızbulduğunu söyleyerek, "üreyin" talimatını veren altı çocuklu Recep Akdağ, son medya kazasını Çernobil Nükleer Santrali üzerine işledi…

    Recep Akdağ"Çernobil, Karadeniz'de kansere neden olmamış" diyerek uzun süren bilimsel bir araştırmanın sonucunu açıkladı…

    "Karadeniz Bölgesi'nde böyle bir artış yoktur. Bunu ben değil bilim söylüyor"diyen Bakan Akdağ, Karadeniz'deki kanser vakalarının aslında sigaradan kaynaklandığını da ima ederek, "Çernobil sigara paketi taşıyan her insanın üzerindedir" deyiverdi. 

    SONUÇ:
    Akdağ bu sözleriyle, Çernobil sonrası, basının önünde bardak bardak çay içen Sanayi Bakanı Cahit Aral'ı bile sollayıp geçti… 

    Bizim de aklımıza, Posta Gazetesi'nden Erdoğan Aktaş'ın yazdığı gibi, sigarayı sadece Karadenizliler mi içiyor sorusu takıldı…

    Dilimize takılan ise geçen yıl kanserden kaybettiğimiz Karadeniz'in hırçın çocuğu, etnik rock'un unutulmayacak isimlerinden Kazım Koyuncu'nun dizeleri oldu…
    "Dünya benim sanırdım meğersem yanılmışım...
    Felek gözün kör olsun ne kadar geç kalmışım"… 



    KOÇ'TAN KARŞI HAMLE…

    ÖRNEK OLAY 1
    OLAY YERİ: Hacı Bektaş ve Midilli Adası…
    OLAY:

    Sanki SMK Atilla KoçAkdağ'ın üst üste yaptığı medya kazalarından haberdarolmuşcasına ve bu konudaki rekorunu kaybetmekten duyduğu endişe ile gündemekoçbaşı gibi kafadan girdi…

    Hafta içi Hacı Bektaş Veli'yi anma törenlerinin açılışında yaptığı konuşmada "Hacı Bayram Veli" diyerek medya kazasını işleyen Koç, ikincisini Midilli'den Türkiye'ye dönerken yaptı...

    Bakanların, "hareket halindeyken" medya kazası işleme potansiyelleri konusundaki uyarılarımızın ne kadar yerinde olduğunu Atilla Koç bir kere daha kanıtladı…

    Koç, Anavatan Partisi Mardin Milletvekili Muharrem Doğan'ın Hasankeyf'in kurtulması için Ilısu Barajı'nın su kodunun düşürülmesi önerisine şiddetle karşı çıktı…

    "Böyle indirme mindirme yok. Biz bu kararı verdik. İnşallah altı, yedi yıl sonra orası çok güzel bir bölge olacak" deyiverdi…

    Ama Koç, bununla da kalmadı… Sözünün devamını şöyle getirdi:

    "Hasankeyf benim ihtisas alanımdır. Zaten Hasankeyf yok, bitmiş, tarihten silinmiş. Hiç baraj yapmasan bile onbeş, yirmi tane tarihi kalıntı var (az mı???) 

    Efes gibi bazı yerlerde kaz kaz şehir çıkıyor. Ama burada öyle bir şey yok. Şehirde taş teknolojisi olmadığı için şehri bulmamızın imkanı yok, tuzla buz olmuş. 

    Biz kalan birkaç parça eserin tek tek taşlarını restorosyan ve renovasyon yaparak taşıyacağız. 50 milyon dolar ayırdık. Türkiye Cumhuriyeti hiçbir şeye bu kadar rakam ayırmadı."


    Bakanın Hasankeyf ihtisasını nerede yaptığını bilemeyiz ama bildiğimiz şu ki,Hasankeyf ve Harran gibi yerler, Mezapotamya'daki ilk şehirleşme örneklerinden… İlk olduğu için de tartışılmaz bir kültürel değere sahip… Böyle bir kültürel değeri Efes'le karşılaştırmak sadece abesle iştigal…

    Gelelim, Bakan Koç'un gözbebeği, kaz kaz bitmeyen Efes'in durumuna…

    Orada da işler anlaşılan biraz karışık…

    İzmirli gazeteci, Sabah yazarı Yılmaz Özdil'in çocukluğundan beri adım adım restorasyonunu takip ettiği Efes'in Teras Evleri nihayet tamamlanıp, ziyarete açıldı… 
    Ancak, Kültür BakanlığıTeras Evler girişinde "Deli Dumrul" vergisi gibi yenidengiriş parası alıyor… Tabii bir çok turist de buna haklı olarak isyan ediyor… 

    Yılmaz Özdil, nedense bizim Kültür Bakanı yerine Avusturya Kültür Bakanı'na çağrıda bulunuyor… Ve, Pazar günkü köşesinde Avusturya Büyükelçiliği'ne hitaben şöyle yazıyor:

    "Söyleyin sizin Kültür Bakanı'na, bizim Kültür Bakanı'nı arasın lütfen… 

    Ya Efes'e girişte 10 lira değil, 20 lira alıp
     'burayı gezmenin fiyatı budur' desinler… Ki bunu akıl edemiyorlar. Ya da ikinci kez para almanın ayıbından vazgeçsinler… 

    Bizim Efes'in sorumluluğu 
    'size' yüklendiği için, bu işi de sizin halledebileceğinizi düşündüm… Efes deyince aklıma sizden başka mercii gelmedi…"

    SONUÇ:
    Oysa Yılmaz Özdil'in hem Efes hem de Hasankeyf deyince aklına SMK Atilla Koçgelmesi gerekirdi… 

    Zira ikisi de Atilla Koç'un uzmanlık alanına giriyor… 
    Öyle değil mi?... Yoksa değil mi?....


    BİNLERCE DANSÖZ VAR…

    ÖRNEK OLAY 2
    OLAY YERİ: Harbiye Açık Hava Tiyatrosu
    OLAY:
    Gelelim medya kazalarında siyasileri hiç de aratmayan magazin starlarına… 
    İlk konuğumuz Serdar Orta煠

    Serdar OrtaçTempo Dergisi'nden Arzu Erdoğan'a verdiği röportajda, "Maalesef bizim toplumumuz espriyi kaldıramıyor. Küfürlü ve hayvan lakaplı esprileri seviyorlar da daha doğru düzgün, daha yerinde esprileri sevmiyorlar" diyerek, kendisinin bu yönde espriler yaptığını ve anlaşılmadığını ima etti…

    Serdar Ortaç'ın bu sözlerinin üzerindeki mürekkep daha kurumadan, Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'ndaki konserinde, kadın gazetecileri doğrudan hedef alan sözleriherkesin ağzını açık bıraktı…

    "Hakkımda yazılanların yüzde 98'i yanlış ve yalandır. Bunların ancak yüzde 2'si doğrudur. O yüzde 2'lik bölümde de espri yapmaya hakkım olduğunu düşünüyorum" diyerek, kendince bakın şu espriyi (!) yaptı; 

    "Bugün Frank Sinatra'nın bir filmini izledim. Bir haberle hayatının bir anda nasıl karardığını anlatan bir filmdi bu. Bir kadın gazeteci Frank Sinatra hakkında bir haber yapıyor ve adam çok zor günler geçiriyor. Filmin sahnesinde Sinatra, 'ben bu kadın gazetecinin taa …' diyor. İşte böyle bir şey."

    SONUÇ:
    Ortaç'ın bu sözlerinin ardından konseri izleyen kadın gazeteciler Açık Hava'yı terk etti…

    Serdar Ortaç'a tavsiyemiz… Espri yapma... Şarkı yap…


    NASRALLAH'TAN PINAR ALTUĞ'A…

    ÖRNEK OLAY 3
    OLAY YERİ: Magazin medyası
    OLAY:
    Hizbullah lideri Nasrallah ile Pınar Altuğ arasında nasıl bir ortak nokta olabilir diye sorabilirsiniz… 

    Şöyle... 
    İkisi de bizim bazı eski solculara göre "devrimci" kabul ediliyor…

    Türkiye'deki kodların ne kadar karışıkkarmaşık olduğu ve bir çözümleyiciye(decoder) ihtiyaç duyduğunu bu iki örnekle daha da iyi gördük…

    Nasrallah'ın Che Guevara'ya benzetildiğini, Nasrallah'ın da Deniz Geçmiş'e hayranlığını geçen haftadan hatırlarsınız… 

    Nasrallah'ın mücadelesindeki haklılık ayrı bir tartışma konusu ama Pınar Altuğ'un"haklı" mücadelesinin ne olduğunu biz anlayamadık…

    Zira, yapımcı Fatih AksoyPınar Altuğ'un "Kadın Kazanova" davranışlarını kadın alemi için "devrimcilik" olarak niteledi… 

    SONUÇ:
    Röportajlarında zaman zaman eski solculuğundan dem vuran Fatih Aksoy, acabaPınar Altuğ'un bu davranışlarını sol raconla söylersek, "küçük burjuva ahlakını sorgulamak için yaptı" demek mi istiyor? 

    Yoksa, Pınar Altuğ devrimci (!) oldu da bizim mi haberimiz olmadı?... 
    Yok canım… 

    Pınar Altuğ'un bütün bunları yaşarken, "Ben bir devrimci olarak küçük burjuva hayatını ayaklar altına alayım da bir görün" dediğini hiç ama hiç sanmıyoruz…

    * * *

    Unutmayın… medya kazası can almaz… itibar alır…