Sitemizde Ara


  •  Tesadüfler haftası… Ecevit'in cenazesi ve TRT gafları…
  • Çatlı'nın kızından Çelik Çekirdek ve tesadüfün böylesi…
    ... Ve
  • Adnan Hoca'dan bir "medya management" girişimi…

    RAPORU HAZIRLAYANLAR:
    Azime Acar & Ender Bölükbaşı

    * * *

    Merhum Başbakan Bülent Ecevit'in haftasonu yapılan cenaze töreni zincirleme medya kazalarının meydana geldiği otoban gibiydi… 

    Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün, belli noktalarda sadece TRT'yecanlı yayın yapma hakkını vermesiyle "kayganlaşan zemin"de, TRT yönetimi neredeyse fren izi bırakmadan bodoslama üst üste medya kazaları yaptı.

    TRT'nin birinci medya kazası, cenaze Kocatepe Camii'nden taşınmaya başlandığında,"Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganlarını, doğal sesi kısarak geçiştirmeye çalışmasıydı.

    Spikerler, bu sırada arkadaki sesler duyulmasın çabasıyla "belli sloganlar atılıyor"diyerek, ön tarafta yorumlara hız vermeye başladılar. 

    Ama, alelacele yapılan ve neyi övdüğü belli olmayan yorumlar sırasında bir medya kazası daha yaptılar. 

    TRT spikeri canlı yayın sırasında, "Mütevazı kişiliğinden dolayı daktilosu yerine bilgisayarı tercih etmedi" derken, hem bilgisayara daktilo muamelesi yaptı hem de günümüzde buzdolabı gibi zorunlu bir ihtiyacı da lüks bir tüketim malzemesi gibi gördü.

    TRT bununla da kalmadı. 
    Ecevit ile ilgili belki de akıllara en zor gelecek kişi olan Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı'yı cenaze töreni yayınını keserek ekrana çıkardı. 

    SONUÇ:
    Son döneminde Fettullah Gülen'den olumlu ifadeler ve sempatiyle bahseden eski Başbakan Bülent Ecevit'in cenaze töreninde en çok atılan sloganın "Türkiye laiktir, laik kalacaktır" olması da tarihe not düşülecek ilginç bir çelişkiydi… 

    Ve, bu sloganlar atılırken, TRT'nin bir diğer kanalı olan TRT 2'de AKP İkinci Olağan Kongresi'nden canlı yayın yapılıyordu. 

    Yani, Başkent'in bir bölgesinde Başbakan yuhalanıyor, diğer köşesinde coşkuylakarşılanıyordu. Bu da kayıt düşülecek bir başka çelişkiydi.


    YENİ BİR ÖRGÜTÜMÜZ OLDU: 
    ÇELİK ÇEKİRDEK…


    OLAY YERİ: Abdullah Çatlı'nın kızının evi
    OLAY:
    Susurluk skandalının baş aktörü Abdullah Çatlı'nın kızı Gökçen Çatlı bu hafta TempoDergisi'nden Güçlü Özgan'a konuştu ve babası Çatlı'nın zamanında "Çelik Çekirdek"adında bir örgüt kurduğunu söyleyerek, ifşaatta bulundu.

    Gökçen Çatlı"Çelik Çekirdek üyelerinin temelde karşı oldukları ülke hangisiydi?" sorusuna "Elbette Amerika'ydı" diyor. 

    "Ama, babanızla ilgili ortaya atılan iddialardan birisi de kendisinin ABD istihbarat servisi tarafından kullanıldığı idi" diye hatırlatıldığında ise "Kesinlikle böyle bir şey yok" diyerek "Olsa olsa babam kullanmıştır" demeye getiriyor.

    "1982'de babamlara 15 milyon dolar teklif ediliyor. Hatta operasyonların finanse edilmesi için bu para örtülü ödenekten çıkarılmış." diyerek, devletin babasına açıkça para teklif ettiğini de iddia ediyor.

    Türk istihbaratının Çelik Çekirdek Örgütü'nden haberdar olmadığına inanan Gökçen Çatlı"Elbette birbirlerini tanıyorlardı. İsmen olmasa da cismen tanıyordu Türk istihbaratı" diyerek röportajı gizemli (!) bir havaya büründürmeyi de her nasılsa başarıyor.

    İfşaatlarla geçen röportajın son bölümünde ise Gökçen Çatlı"belli ki" fazla açıldığınıdüşünerek, frene basıyor. 

    "Babanızın ölümünden sonra örgüt ne durumda?" sorusuna, "Zaten ilk bir yıl soruşturmalar nedeniyle hiç görüşme olmadı. Daha sonra geride kalan altı kişi bir araya geldi ve devam kararı aldı." cevabını veriyor.

    "Siz kendinizi bu örgüt içinde konumlandırıyor musunuz?" sorusuna ise, "Hayır, ben sadece bildiklerimi ve onların bana anlattıklarını yazıyorum" diyerek, geridesoru işaretleriyle dolu bir sürü kafa bırakıyor…

    SONUÇ:
    Yakında Çelik Çekirdek isminde Kurtlar Vadisi benzeri yeni bir dizinin boy göstermesikaçınılmaz görünüyor. 

    Peki biz size bunu niye aktardık?

    Belki hatırlarsınız, merhum Başbakan Bülent Ecevit'e Çiğli Havaalanı'nda suikastgirişimi yapılmıştı.

    1978 yılındaki Kahramanmaraş Olayları'nda ise 105 kişi ölmüştü.
    Ki bu olay, 12 Eylül darbesine gerekçe olarak kullanılan en önemli vakaydı. 

    İşte o günlerde Başbakan Ecevit'in masasına konan istihbarat raporunda, olayların arkasında Milli İstihbarat Teşkilatı olduğu iddia ediliyordu. 

    "Güvenilir bir kaynaktan geldi, mutlaka araştırılması lazım" notunu düşen Ecevit, bu istihbaratın incelenmesini istemişti. 

    Çatlı'nın kızının bu açıklamasının tam da cenaze haftasına denk gelmesi de tesadüfler haftasının bir başka acı tesadüfü…


    "MEDYA TANITIM 
    VİTRİNİ DEĞİLDİR"


    OLAY YERİ: İstanbul Ticaret Odası'nın Kandilli Tesisleri
    OLAY:
    Kamuoyunda Adnan Hoca olarak bilinen Bilim Araştırma Vakfı Başkanı Adnan Oktar'ın Tempo Dergisi'nde Semra Pelek'le yaptığı röportaj, başlı başına bir "medya management" çabası.

    Semra Pelek, röportajın hikayesini yazarken, önce soruların yazılı olarak cevaplandırıldığını, cevapların eline bir CD ile geçtiğini söylüyor.

    Fotoğrafların çekimi ise ayrı bir olay...

    Adnan Oktar, önce evinde fotoğraflanmak isteniyor. "Evde değil, bahçede çekebilirsiniz" deniyor. Kabul ediliyor. 

    Ama, son gece telefon açılıyor, "Fotoğrafları biz çekelim, size göndeririz" diyorlar.

    "İşte o anda haberden vazgeçtim" diyor Semra Pelek

    "Çünkü onlar halkla ilişkilerci mantığıyla haberi kendi inisiyatifleri doğrultusunda hazırlamamızı öngörüyorlar. Bahaneleri ise yine özel hayattı. Evine girmemiz doğru olmazmış." 

    Sonunda röportaj gerçekleşiyor. 
    Gazeteci ısrarcı oluyor ve haberi koparıyor
    Adnan Hoca'nın yaptığı ise "en iyi görüntü ve pozu vermek" oluyor. 

    Bunun için de güneş batımı sırasında İstanbul'un en güzel manzaralarından birini verenKandilli'deki İstanbul Ticaret Odası Tesisleri seçiliyor. Hem de yine son anda yapılan bir değişiklikle…

    Adnan Oktar, röportajı veriyor, karşılığında fotoğrafın istediği yerde çekilmesini sağlıyor.

    SONUÇ:
    Adnan Hoca'nın devetüyü rengi kaşmir paltosuyla çektirdiği, fonda güneş batımıromantik fotoğrafları kalıyor geriye…

    Bir de gazetecinin, bir halkla ilişkiler girişimini "habere çevirmesinin" başarı hikayesi...

    * * *

    Unutmayın… medya kazası can almaz… itibar alır