Sitemizde Ara


  • AKP siyaseten zar mı attı, istihareye mi yattı?
  • Abdullah Gül için yapılan istişare iddiasına e-muhtıra yanıtı…

    ...Ve
  • Mehmet Ali Şahin'in "yabancılaştığı an"…

    RAPORU HAZIRLAYANLAR:
    Azime Acar & Ender Bölükbaşı

    * * *

    Nefes nefese bir hafta geçirdik.

    Neredeyse bir hafta içinde Türk siyasi tarihinin birkaç on yılda yaşadığı gelişmelerihızlandırılmış ve "eskiyi anımsatan" bir film gibi yaşadık.

    Abdullah Gül'ün 11. Cumhurbaşkanlığı için AKP'nin resmen adayı olmasının yarattığı siyasi sarsıntının arkasındaki hikayede iki Osmanlıca kelime ön plana çıktı. 

    İstihare ve istişare…

    Önce "istihare"yi anlatalım.

    İstihare, Arapça kökenli bir kelime. 

    İslamiyette tereddütlü bir iş öncesinde o işin "hayır" mı, "kötülük" mü getireceğini öğrenmek için, abdest alıp sağ tarafa dönerek uyunması ve rüya görülmesiritüeline verilen ad.

    Bu sırada yastığın altına üzeri tılsımlı istihare taşı da konuluyor.

    Emine Erdoğan'ın Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Köşk'e çıkmasına karşı çıktığıiddiaları, AKP'ye yakınlığı ile bilinen www.haber7.com adlı internet sitesinde Prof. Dr.Osman Özsoy imzasını taşıyan bir yazıyla duyuruldu.

    Yazıda ÖzsoyErdoğan ailesinin yakınlarına dayanarak, şu iddiada bulunuyordu;

    "Emine Erdoğan, eşi Tayyip Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmasının hayırlı olup olmayacağı konusunda iki, üç kez istihareye yatar. Fakat, hiçbirinden böyle bir kararın Erdoğan ailesi açısından olumlu olacağına dair bir ışık alamaz. 

    Uyandığında gördüğü rüyaların onda bıraktığı etki, Çankaya'ya çıkmanın olumlu olmayacağı yönünde olur. Erdoğan ailesinin çocuklarının genel kanaati de bu istikamette olur. Başbakanlıkta kalman ülkemiz için daha hayırlı olur baba, mesajını iletirler."


    İddiaya göre, bütün Türk halkı ince siyasi hesaplar ararken, "meğer!" Cumhurbaşkanlığı gibi önemli bir kararın arkasında Emine Erdoğan'ın istihareye yatması varmış.

    Tabii doğal olarak AKP'nin kendi okur kitlesinin etkilenmesi mümkün "güçlü" bir hikaye bu.

    Aynı şeyin Abdullah Gül için yapılıp yapılmadığı ise meçhul.

    Şimdi istişare'ye gelelim…

    Abdullah Gül için istihare belki yapılmadı ama yine AKP'ye yakın kaynaklar çok önemli bir"istişare"nin yapıldığı iddiasındalar.

    Bu iddiaları ön plana Hürriyet Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkökçıkardı.

    Özkök27 Nisan Cuma günkü köşesinde Zaman Gazetesi'nden Tamer Korkmaz ileBugün Gazetesi'nden Nuh Gönültaş'ın köşe yazılarındaki ilginç bir istihbaratı aktarıyor;

    "Pazartesi'yi Salı'ya bağlayan gece saat 01.30 ile 05.00 arasında çok önemli bir devlet yetkilisi Başbakan Erdoğan'ı ziyaret etmiş ve ona bazı tavsiyelerde bulunmuş. 

    Bu kişi Abdullah Gül'ün doğru isim olacağını belirtmiş. Karar da bu görüşmeden sonra verilmiş. Peki gece yarısı 01.30'dan sonra Başbakan Tayyip Erdoğan'ı ziyaret eden bu kişi kimdi? 

    Nuh Gönültaş bu kişiyi bildiğini hissettiriyor ama adını vermiyor.
     'Çok önemli bir devlet yetkilisi' deyip geçelim diyor."

    Özkök, aslında AKP cenahından Abdullah Gül'ü askerin onayladığına ilişkin "kasten"sızdırılan haberlere konuyu ilginç bulduğu için ister istemez aracılık ediyor. 

    Belki de bir medya kazası işliyor.

    Çünkü, bu yazının yayınlandığı gün daha bitmeden, saat 23.45'te Genelkurmay'ın e-muhtırası ile yazısı "kadük" oluyor. 

    SONUÇ:
    Genelkurmay, biraz acele ile kaleme aldığı e-muhtırasında, Abdullah Gül'ü "zımnen"bile onaylamadığının altını çizdi.

    Cumhurbaşkanı seçimindeki asıl bakılması gereken tarafın ise halk olduğu Pazar günküÇağlayan mitingi ile ortaya çıktı.

    Gerçi, Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, miting sonrası atv haberden Tuba Atav'a yaptığı değerlendirmede, olayı sadece seçim öncesinde CHP'nin solu birleştirme çabası gibi yorumlayarak, "bir tür yabancılaşma" yaşıyordu. 

    Yabancı basının önde gelen ismi BBC ise mitingi "Turkey's future" yani "Türkiye'nin Geleceği" başlığı ile veriyordu, Şahin'e inat…

    Mehmet Ali Şahin'in sözlerinden haberdar bile olmadan ve günler öncesindenAktüel'deki köşesinde Mehmet Ali Kılıçbay şöyle diyordu;

    "Tabii laik bir ülkede Başbakan, çoğunlukta olsa bile 'bir din'in peygamberi (Hz. Muhammed) için kurulan siteyi resmen açarsa, TBMM Başkanı 'Dindar bir Cumhurbaşkanı seçeceğiz' derse ve bunu dayatmacılık değil de demokrasi olduğu sanılır ve iddia edilirse…" 

    Kılıçbay'ın cümlesini Prof. Dr. Türkan Saylan'ın miting için belirlediği sloganla tamamlamaya ne dersiniz?

    "Ne şeriat, ne darbe, demokratik Türkiye!"…

    * * *

    Unutmayın… medya kazası can almaz… itibar alır…