Sitemizde Ara


  •  Bakanlar Kurulu'nun "gizli" olamayan "gizli" toplantısı ve Vecdi Gönül'ün "gönül kırıcı" sözleri…
  •  Siyasete atılan sis bombası nükleer enerji yasasına nasıl yaradı?
  • Blair-Baykal… Sen hep orada kal, emi!...

    ...Ve
  • Lozan Antlaşması'nın tek orijinal kopyası nasıl tesadüfen bulundu?

    RAPORU HAZIRLAYANLAR:
    Azime Acar & Ender Bölükbaşı

    * * *

    Bush'un, Kraliçe II. Elizabeth'in Amerika gezisi sırasında "yaramaz bir çocuk" gibi davranarak, Kraliçe'ye herkesin önünde göz kırpıp, garip hareketler yapması ve arkasından Kraliçe'nin bakışlarıyla "fırçalanması" uzun süre unutulacak gibi değil.

    Ama asıl unutulmayacak ve Türk tarihine geçecek medya kazası, Bakanlar Kurulu'nungizli oturumunda Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül tarafından işlendi.

    Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı adaylığının değerlendirildiği Bakanlar Kurulu toplantısında Vecdi Gönül, vecde gelip, "İlk kez Mason olmayan bir cumhurbaşkanı seçiliyor" deyiverdi.

    Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın "İlk dindar cumhurbaşkanı seçilecek" salvosundan sonra Vecdi Gönül'ün bu yaklaşımı, her şeyin üstüne tuz biberle karışık tüy dikti.

    Başta Mustafa Kemal Atatürk'ten İsmet İnönü'ye, Turgut Özal'a kadar tüm Cumhurbaşkanlarını "dindar olmamak" ve "masonlukla" itham eden bu yaklaşımBakanlar Kurulu'nda bile tepki gördü.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BaşesgioğluVecdi Gönül'ün bu yorumuna şiddetli karşı çıktı ve "en azından" Turgut Özal'ın "dindar" olduğunu savundu.

    İki bakan arasında çıkan tartışma, Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından yatıştırıldı.

    Toplantının "gizli" olmasına rağmen, söylediklerinin "bir şekilde" basına sızması karşısında yaptığı açıklama da en az bir önceki kadar "gönül kırıcıydı".

    Gönül"Biraz boş bulunduk, bir şeyler söyledik" savunmasını yaparken, "daha fazlasını söylettirmeyin" diyerek, olayın üstünü kendince kapamaya çalıştı.

    SONUÇ:
    AKP'liler, Cumhurbaşkanının "dindar" mı, "mason" mu tartışmaları arasında kendilerini kaybetmiş bir şekilde çalışırken, medyada yaratılan "sisleme"nin altından nükleer enerji yasasını da geçiriverdiler.

    "Cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören anayasa değişiklik paketi"görüşülürken, nükleer enerji gibi son derece kritik bir konuyla ilgili yasa, siyasete atılansis bombası yüzünden fark edilemedi.

    "Sinop'a nükleer santral kurulmasını" hararetle savunan AKP Sinop milletvekiliMustafa Öztürk"Türkiye'nin bir an önce nükleer enerjiye kavuşması gerektiğini ve Türkiyi'nin buna ihtiyacı olduğunu" söyledi. 

    Bu arada, CHP lideri Deniz Baykal'ın 1978 yılında Enerji Bakanı iken nükleer enerjiyi savunduğu da ortaya çıktı. 


    BLAİR Mİ BİLİYOR,
    BAYKAL MI BİLİYOR?


    OLAY YERİ: Londra-Ankara hattı
    OLAY:
    İngiltere Başbakanı Tony Blair'in on yıllık "uzun" Başbakanlığını terk ederken yaptığıveda hutbesi, Türkiye'deki bir çok siyasinin kulağına küpe olacak nitelikteydi. 

    Ama ne çare, Blair'in İngilizce sözleri, büyük ihtimalle bazı Türk siyasilerine tam olarak çevrilmedi ya da çevrilemedi…

    Tony Blair veda konuşmasında, on yıllık Başbakanlığını değerlendirirken, "Diğer İngiliz hükümetlerine göre yeterince başarılı olamadım" dedi. 

    Bir siyasinin ağzından böylesine bir sözü duymak bizim kuşağa nasip olmaz herhalde…

    Düşünün, Baykal, 30 yıl önce Enerji Bakanı olarak "genç" bir politikacıydı. Bugün ise70'ine merdiven dayayan hala "genç" bir lider. 

    Mümkündür ki, önümüzdeki 30 yıl boyunca da CHP'nin başında durup, Blair'e "kıs kıs"gülmeyi planlıyor.

    SONUÇ:
    Hürriyet Gazetesi yazarı Hadi Uluengin"kendisini başarılı görmeyen" Blair'in İngiltere için 10 yılda yaptıklarını şöyle anlatıyor;

    "Blair pratikte, sosyal devletin düşkün yurttaşa kol kanat gerdiği politikalar üretti.

    Bir anlamda, o Marksistlerin hep dil pelesengi ettiği
     'zenginliği paylaştırarak fakirliği yenmek'; yani özünde 'fakirliği genelleştirmek' popülizmiyle köprüleri attı.

    Genel ortalamayı artırarak yoksulu da zenginleştirmek siyasetini fiiliyata geçirdi. 

    Zaten de, kesintisiz yüzde 2,5 kalkınma hızıyla İngiltere bir Avrupa rekoruna imza attı.

    Sanayi devriminden miras köhne ekonomiyi tümden yeniledi. Rekabet gücünü arttırdı.

    İşte bu yüzden de, çok değil kısa bir süre öncesine dek
     'hasta Ada' diye anılan Büyük Britanya bugün bütün Yaşlı Kıta'nın hasetle baktığı bir 'gürbüz Ada'ya dönüştü.

    Yukarıdaki bilanço ise sırf Blair ve selefi durumundaki Hazine Bakanı Gordon Brown için değil, modern sosyal demokrasi ve sol açısından da bir
     'örnek zafer'oluşturuyor."

    Hadi Uluengin, bu yazının dibine, "Türkiye'deki sosyal demokratlar ve Baykal için nefesini bile tüketmeyeceğini ekleyerek, 'Haşa…' diyor.


    İŞGÜZAR EMNİYET AMİRİ…

    OLAY YERİ: Uşak Tenis Kulübü
    OLAY:
    Uşak Tenis Kulübü'nde düzenlenen İkinci Bahar Kupası Turnuvası sırasında bayanlar arası final maçı yapılıyordu.

    Final maçı sürerken, Uşak Kaçakçılık ve Organize İşler Şube Müdürü Emniyet Amiri Ahmet Genç, maçın hakemine, "birazdan Vali Kayhan Kavas gelecek. Kendisiyle tenis oynayacağız, maçı kesin" dedi.

    Ahmet Genç'in isteği sporcular, hakemler ve izleyiciler arasında şaşkınlık yarattı.

    Maç yapanların, maçın bitmesine az kaldığını söylemesine karşın, Ahmet Genç"Vali Bey bekleyemez" dedi. 

    Bunun üzerine oyuncular sinirlenerek, tenis kortunu terk ettiler. 

    Ancak, bu sırada korta gelen Uşak Valisi Kayhan Kavas, olayı öğrenince sporcularla konuşup, maça devam etmelerini rica etti. 

    SONUÇ:
    Maç yapıldı, ödüller de Vali tarafından sporculara verildi. Ama, akıllarda Emniyet Amiri'nin işgüzarlığının bıraktığı buruk medya kazası kaldı.

    Çetin Altan'ın "Türkiye'de, valiler devleti temsil ediyor, vatandaşı değil" sözü de bizim bu olaya arşiv katkımız olsun.

    Arşiv demişken, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş tapusu kabul edilebilecek bir belgenin orijinal tek kopyasının Dışişleri Bakanlığı'nın mezbelelik halindeki arşivindetesadüfen bulunduğu anlaşıldı.

    Lozan Antlaşması'nın orijinal bu tek kopyası, MİT'in oksijen kaynağıyla açtığı kasadanyağ lekeleri içinde çıkmış.

    Olayın kahramanı eski Büyükelçi Kemal Girgin"Diplomatik Anılarla" adlı kitabında uzun uzun anlatıyor.

    Okuyup, feyiz almak lazım.

    * * *

    Unutmayın… medya kazası can almaz… itibar alır…