Sitemizde Ara


  •  Herkesin bildiği "zarflama" sırrı, Pandora'nın Kutusu'ndan nasıl çıktı?
  •  İki gazete yayın yönetmeninden iki "zarflama" yorumu...

    ...Ve,
  • Gazetecinin kodlarını çözerken bir ipucu daha...

    RAPORU HAZIRLAYANLAR:
    Azime Acar & Ender Bölükbaşı

    * * *

    Aslında başlıktaki "yar" kelimesi yerine gazeteci koyacaktık ama anonimden şaşmayalım dedik...

    Anlamı bozmadan, içeriğe sadık kalalım istedik...

    Başlığı atmamıza yol açan olay, geçen hafta medyada çokça tartışılan "Zarflama"vakasıydı.

    Bir gazeteci, Dağlıca baskının hemen ardından, Karakol Komutanı Albay'ı arayarak, kendini Tümgeneral Yılmaz olarak tanıtıp, bir takım hassas bilgilere ilk elden ulaşmıştı.

    Acaba ne kadar "iyi bir gazetecilik" yapmıştı?...
    Veya yapmamıştı?... 

    İşte haftaya damgasını vuran bu soru oldu. 

    Gazeteci haber için kendisine general süsü verip, askeri yetkililerden bilgi koparmaya çalışmalı mıydı?

    Sıradan haberler için kullanılan zarflama tekniği, hassas ve askeri konular için de geçerli olabilir miydi?

    Yani, gazeteci her zaman gazetecilik ve haber peşinde koşarken, acaba zülfüyare ne kadar dokunabilirdi?

    Hafta içindeki medya tartışmaları aslında bir medya etiği beyin fırtınası kopardı... 

    Kendine general süsü veren gazetecinin Vatan Gazetesi muhabiri çıkmasının ardından, gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu, bir yazı yazarak muhabirin iş aktine son verildiğini açıkladı.

    Devecioğlu, yazısında, şöyle diyordu:

    "Gazetecinin görevi kamuoyuna doğru ve en detaylı bilgiyi vermek. Bu pencereden bakıldığında, eğer "zarflanan kişi veya kurum" ile gazetecinin "mensubu kılığına büründüğü kişi veya kurum" zarar görmemişse ortada bir sorun yokmuş gibi görünüyor. Öyle ya gazeteci görevini yaptı, bilgileri aldı, kendine saklamayıp kamuoyuyla paylaştı.

    Peki tarafların zarar görmemesi halinde bile yapılan doğru mu? İnanın emin değilim, tartışılması gereken bir mesele bu."


    Ardından Akşam Gazetesi Yayın Yönetmeni Serdar Turgut ise olayı tamamen şoven gazeteci tarafından değerlendiriyordu. 

    "Bir zarf da benden" başlıklı yazısında, aldığı derin Anglo-Sakson gazetecilik kültürünün de etkisiyle, şiddetli bir gazeteci savunması yapıyordu:

    "Gazetecilik zaten ömür törpüleyen bir iş. Bu mesleğin her düzeyi kendine özgü zorluklar içeriyor. Bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. Çünkü, bu mesleğin her düzeyinde didişip uğraşarak geldim buraya. 

    Şimdi de başka sorunlarla didişip uğraşıyorum ama beni yoran, zorlayan daha çok muhabirlik olmuştu. Çünkü, muhabirden hemen her gün yeni bir haber beklenir. Arayıp bulacaksın. Üstelik zaman da kısıtlıdır. Bir de yayın yönetmeni belası vardır kafanda. O da neredeyse dakika başı telefon açar, baskı kurar. 

    Ben muhabirken bir defasında yayın yönetmenim onun istediği haberi çıkaramamdan dolayı günün sonunda kızıp, başlığı atıp altını doldurmamı istemişti. Üstelik o başlıkla hazırlanan gazete sayfasını bana fakslamıştı. Hadi buyurun bakalım, sıkıysa haberi yazma. 

    O durumda gayet tabi ki o baskı altında zarf da atarsınız, ne gerekiyorsa o yapılır."


    SONUÇ:
    Serdar Turgut, yazısında muhabirin tebrik edilmesi yerine işten neden atıldığınısoruyor. Sorduğu sorunun cevabını ise aslında yazısının başlığında veriyor... 

    Başlığı hatırlatalım, "Bir zarf da benden..."

    * * *

    Unutmayın… medya kazası can almaz… itibar alır…