Sitemizde Ara

  •  Bir yazı işleri toplantısının kodları...
  • Hassas haberler karşısında, sinir uçlarının nasıl hareket ettiğinin tipik bir örneği...

    ...Ve,
  •  Haber nasıl "gündem kurbanı" olur?

    RAPORU HAZIRLAYANLAR:
    Azime Acar & Ender Bölükbaşı

    * * *

    Aman şimdi gazeteci arkadaşlar hemen gerilmesin.
    "Kazı" sözünü, iğneyle kuyu kazmaya atıfta bulunmak için kullandık.

    Yazı işleri toplantılarındaki bir haberi verme tartışmaları, bu haftaki medya kaza raporunun ana fikrini işgal ediyor.

    Medyanın, medya kazası işlememesi için kendi içindeki "özdenetim" mekanizmasının dişlilerinin ve çarklarının nasıl çalıştırdığının çarpıcı bir örneğini getiriyoruz önünüze.

    Hürriyet Yazı İşleri, geçen Salı günü ilginç bir tartışmaya sahne oldu. 

    Tartışma konusu, Gülhane'de 1769'da Sultan III. Ahmed'in kızı Zeynep Sultantarafından yaptırılan tarihi Zeynep Sultan Camii'nin kapısına asılan bir ayet-i kerimeydi. 

    Caminin imamı kapıya, Maide Suresi'nin 51. ayetini asmayı uygun bulmuştu. 

    Ayet şöyle diyordu;

    "Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onların bazısı, bazısının dostlarıdırlar. İçinizden kim onları dost edinirse, şüphe yok ki o da onlardandır. Muhakkak ki allah o zalimleri hidayete, doğru yola iletmez."

    Hürriyet muhabiri de bunun fotoğrafını çekip, gazeteye getirmiş.

    Dahası, imamın bağlı olduğu Eminönü Müftüsü ile görüşüp, ağzından şunları almış;

    "Ben hoca efendiyi hemen arayacağım, bir ihtar yazısı yazdırıp hemen kaldırtacağım. Kuran ayetlerini tartışmayız. Ama, her ayet her yere yazılmaz."

    İstanbul Müftü Vekili Ömer Kardaş ise biraz daha farklı düşünüyor, böyle bir ayetin seçilip yazılmasını "doğal karşıladığını" söylüyor. Dahası "Turistik bir cami diye Kuran-ı Kerim ayetlerini asamayacak mıyız?" diye Hürriyet muhabirine çıkışıyor.

    Muhabir, dört başı mamur bir haber yapmakta kararlıydı.
    O yüzden Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı İzzet Er'e kadar ulaştı. 

    Er"Biz İstanbul Müftülüğü'ne talimat verdik. Müftü beyin o imam hakkında gerekeni yapacağına inanıyorum ben. Kesinlikle Hıristiyan ve Yahudi vatandaşlarımıza karşı öyle bir tavrımız yok. Zeynep Sultan Cami'ndeki yazıyı doğru bulmadık." dedi.

    Şimdi niye bütün bunları uzun uzun anlattık, ona gelelim.

    Bir çok televizyon ve gazetenin yazı işleri ve editoryal kadrosunun kritik haberkarşısındaki sinir uçlarının nasıl hareket ettiğinin bir örneğini görmüş olduk.

    Ertuğrul Özkök, bu haberle ilgili yazı işlerinde yaşanan tartışmayı Cumartesi günü köşesinde kaleme alırken, kendi yazı işlerinin kritik bir haber karşısındaki tavrından da ilginç örnekler sergiledi. 

    Kimi yazı işleri mensupları, haberi manşete taşımak gerektiğini savundu. 

    Bazıları manşet olmasa bile iç sayfalardan verilmesini önerdi. 

    Bir grup ise "neticede bu bir ayettir. Burada ayeti tartışamayız" diye haberi "hiç görmemeyi" savundu.

    Özkök, Genel Yayın Yönetmeni olarak, haberi manşetten vermeye taraftar olduğunun altını yazısında çiziyor.

    Ancak, şöyle diyor; 

    "Bir haber konusunda böylesine derin bir bölünme varsa mutlaka iki, üç defa düşünmek lazım. Bunun aksini yaptığım durumlar da vardır. Bazen riskini yüklenip, haberi verelim dediğim de olur. Ama burada farklı davrandım, haberi gazeteden çıkarma kararı aldım."

    SONUÇ:
    Özkök, bu kararı alırken, gündemin yön göstericiliğinden hareket etmişti.

    Bazen, çok vermek istediğiniz büyük haber, gündemin hassasiyetinin merkezine gelip oturur. 

    Haberi verseniz bir başka gündem olursunuz ya da yaratırsınız.

    Dahası, verdiğiniz haberle hassas durum daha da derinleşebilir ve haber amacını aşar.

    ÖzkökMalatya'daki Hıristiyan Türklere karşı yapılan katliam davasının görüldüğü günlerde, böyle bir haberi vermeyi uygun görmedi.

    Ama kendi deyimiyle dört başı mamur bir haberin "gündem kurbanı" olmasına da içi el vermedi. 

    Ve, haberin tüm ayrıntılarını kendi köşesine taşıdı.

    Ertesi gün, Hürriyet'in imam hatip kökenli yazarı Ahmet Hakan, meseleyi köşesine aldı ve ayeti din bilginlerinin tartışmasına açtı.

    Yazı İşleri'nde "aman" denen bir haber, suyun yatağını bulması gibi kendi mecrasınıbuldu...

    * * *
    Unutmayın… medya kazası can almaz… itibar alır…