Sitemizde Ara

 

  •  Gemilerde talim var, tersanede ölüm var!
  •  İki ters bir düz... Sonunda tersaneden 'komplo teorisi' de çıkardık...
  • Aslan Başkan koleraya karşı... Tuvaletten su içen Başkan'ın hali ve pürmelali...

    ...Ve,
  • "İnsanlar pikniğe gitmeli" bu cümle bize ait değil... Kime ait?

    RAPORU HAZIRLAYANLAR:
    Azime Acar & Ender Bölükbaşı

    * * *

    Tersane sözcüğünün içindeki TERS ifadesi, son dokuz ayda 25 işçinin Tuzla tersanelerindeki ölümünden sonra gözümüze daha da batar oldu.

    Tersanelerde bir şey ya da bir şeyler yolunda gitmiyor. 

    Ama tersaneler ne yazık ki düzane yani her şey yolundaymış gibi gösterilmeye çalışılıyor. 

    Çalışıldıkça da hem işçi ölümlerine bir çare bulunamıyor hem de bu ölümlerin üzerine yapılan açıklamalarla medya kazalarının en acıları işleniyor.

    AKP hükümeti tarafı, "tersanelerdeki ölümlerin arkasında 'dış mihrakların'olabileceğine" kadar işin boyutunu komplo teorileriyle evlendirdi.

    Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan"dünyada sekizinci olan Türk tersaneciliğinin büyümesinden rahatsız dış mihrakların bu ölümlere yol açabileceğini" söyledi;

    "Kimse kendi kendini öldürmek istemez. Biz işverenin sorumluluğunu tartışmıyoruz. Ama, çalışanların da kendine verilen iş güvenliği tedbirlerini, alet edevatı kullanması gerekir. Megayat üretiminde üçüncü olmuşuz. Acaba bundan rahatsız olan başkalarının provokasyonu var mı diye siz gazetecilere soruyorum." 

    Çağlayan, bu yorumlu açıklamasıyla gazetecilere yol da göstermiş ama Tuzla tersanelerinde açık bırakılan logar kapakları, ışıklandırmanın yetersizliğinden buralara düşen veya çelik plakaların altında kalan işçilerin ölümlerinin nasıl bir dış mihrak sorunuolduğunu biz de merak ediyoruz.

    Tuzla'daki olayın medya kazası tarafı ise bir başka cenahtan.

    En son işçi ölümünün meydana geldiği Selah Tersanesi sahibi Erkan Selah'ın, işçisinin cenazesi kalkacağı gün Van'da "Van Gölü'nün Temizliği" için gezide olmasına dikkat çekeceğiz.

    23 Mayıs Cuma günkü Sabah Gazetesi'nde, Şelale Kadak köşesinin başlığında şöyle soruyor; 
    "Siz olsaydınız işçiniz ölürken Van seyahatine devam eder miydiniz?" 

    Şelale Kadak, ölümlerden sonra süresiz kapatılan Selah Tersanesi sahibi Erkan Selah'ın, bir işçisinin ölümünün meydana geldiği 9 Mayıs'ta Van'daki Turmepa gezisinde olduğuna dikkat çekiyor;

    "Akşamüstü otele döndüğümüzde bir grup gazeteci Erkan Selah ile konuşmaya çalıştık. Yanında eşi vardı ve sürekli olarak Selah'ın tansiyonunun yükseldiğini söylüyor ve konuşmasını istemiyordu.

    O an hiçbirimiz daha fazla ileri gitmek istemedik. Neticede böyle bir ölümün olmasını Erkan Selah da istememişti herhalde. Hem tansiyonunun fırlandığı söylendiğinden, açıkçası çekindik de.

    Van'a 200 kişi gitmiştik, Van Gölü'nü temizleme kampanyası için yapılan geziye pek çok armatör ve tersane sahibi de katılmıştı. Hepsi de tersane ölümlerinden basını suçluyor, biri bin yaptığını söylemeye ve ortada dönen başka dolaplar olduğunu imaya çalışıyordu. İlginçtir, ağız birliği yapmışcasına söyledikleri, Selah'ın tersaneler arasında ilk beşe girecek kadar iyi bir tersane olduğuydu."


    Kadak, yazısının tam burasını kalın harflerle yazmayı tercih ediyor:

    "Kuşkusuz biz gazeteciler ertesi gün sabah erken saatte THY'e ait bir uçak olmasına rağmen Erkan Selah'ın geziye devam etmesine ve aklına ölen işçinin cenazesine katılmak gibi anlamlı bir fikrin gelmemesine takılmıştık."

    Kadak, yazısında, İstanbul'dan çok uzakta olmayı anladığını söylüyor ama "Erkan Selah'in geziye özel uçağı ile katılan Rahmi Koç'a gidip, uçakta yer olup olmadığını sormasını beklerdim" diye ekliyor;

    "Ama işte öyle olmadı. Selah bütün grupla birlikte geziyi tamamlayıp, akşam özel uçakla İstanbul'a dönmeyi tercih etti. Tuzla'daki ölümlerden sonra ilk kapatılan tersane Selah olunca yukarıdaki anekdotu yazmak şart oldu. Çünkü Erkan Selah tersanesindeki güvenliğin öylesine ön planda olduğunu anlatıp durdu ki bana, açıkçası ilk kapatılan tersane olmasına şaşırdım kaldım."

    Belli ki Selah gazetecileri bulunca tersanesinin PR'ını yapma fırsatı ele geçirdiğini düşünmüş ama aynı gün bir işçinin ölümü, dahası işçinin cenazesine katılma gibi insani jest yapma fırsatını aklına getirmemiş.

    Sabah gazetesinin aynı günkü sayısının birinci sayfasında, işçinin yetim kalan biri üç, diğeri altı aylık iki çocuğunun emzikli fotoğrafı yer alıyor ve "tersaneden hiç kimsenin aramadığının" altı çiziliyordu. 

    Tersane sahipleri iş güvenliği ve teknik taraftaki açıklamaları bir PR malzemesi gibi kullanırken, insani tarafı tamamen unutmuşa benziyorlar.

    Medya da insani tarafı göremeyen tersaneyi oradan yakalıyor, doğal olarak.

    SONUÇ:
    Tersanelerdeki herhangi bir şeyin düzelmesinin yakın zamanda zor olacağına ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği (İSGÜM) Genel MüdürüKasım Özer'in açıklaması delalet ediyor. 

    İşçilerin güvenliğinden sorumlu bir numaralı kişi olan Genel Müdür, konuyla ilgili kurulan Meclis Araştırma Komisyonu'nda "tersanedeki ölümlerin diğer iş kollarındaki kazalara kıyasla çok düşük oranda olduğunu" söylüyor ve ekliyor:

    "Tersanelerde son iki yılda peş peşe ölümlerin olması ve bu işin başka nedenlerle gündeme getirilmesi, tersanelerde sanki 'facialar varmış' gibi gösteriliyor. Ama oranlara bakınca o kadar büyük değil."

    Belli ki Genel Müdür, 30 bin işçinin çalıştığı Tuzla'da son iki yıldaki 96 ölümümatematiksel oranla küçük buluyor. Ama ne medya ne vicdanlar matematiğin oranıylailgilenmiyor.

    Yine bir dipnot olarak ekleyelim. 

    Sağlık eski bakanı Osman Durmuş'un kene nedeniyle 35 kişinin ölümünü, yineTürkiye nüfusuna vurarak yaptığı oransal açıklama aynı türde zihniyetin işareti. 

    MHP Kırıkkale milletvekili Osman Durmuş, keneden 35 kişinin ölümünü "o kadar da çok değil" demeye getirmiş.

    Üstelik, "halkın pikniğe gitme özgürlüğününün" de sıkı bir savunucusu olmuş;

    "İnsanlarda sakın pikniğe gitmeyin gibi bir psikoloji yaratılmamalı. Paniğe gerek yok, bu ne Aksaray'daki su kirliliği ne de koleradır. Bu kadar bunalımın olduğu ortamda bir de kene bunalımına gerek yoktur, insanlar pikniğe gitmeli."

    Aksaray'daki su kirliliği haberlerini atlamış olanlara hatırlatalım. 

    Tersanelerde TERS giden şeyleri DÜZ'müş gibi yansıtan temel zihniyet Aksaray'da da kendini gösterdi.

    Belediye Başkan Yardımcısı Sadi ÖzdilAksaray'da şehir içme suyuna karışan norovirüssalgınıyla ilgili 11 bine ulaşan hasta sayısını neredeyse görmezden geldi.

    Sadi Özdil, hastalığın çıktığı ilk günlerde televizyon kameralarının karşısına geçip,"Başkanlık" makamının tuvaletinin lavabosu'ndan doldurduğu şebeke suyunu içerek,"Yok böyle bir şey, abartıyorsunuz" demeye getirdi.

    Hasta sayısı gün geçtikçe arttı, hatta Başkan Yardımcısı Sadi Özdil'in bile hastaneye kaldırıldığı söylentisi kulaktan kulağa yayıldı.

    Nitekim, Vatan gazetesinin Pazar günkü sayısında, Özdil'in hiç de sağlıklı görünmeyenbir fotoğrafı yayınlandı. 

    Özdil belli ki Sağlık Bakanlığı'nın "içme suyuna kanalizasyon karışmış"açıklamalarına rağmen tutumunda ısrar etmekte kararlı gibi. Ancak, ters giden şeyleri düzmüş gibi göstermeye çalışırken, yüzü onu ele veriyor. 

    * * *

    Unutmayın… medya kazası can almaz… itibar alır…