• Papa ile çizgi film karekteri Piglet'in TRT gözündeki benzerlikleri...
  • "Derdini kuyuya anlat" misali medyayla dertleşen iki bakanın hikayesi...
  • Arınç'tan "sola dönüş yasağı tabelası" gibi sözler...

    ... Ve
  • Sibel Kekilli'ye "aile içi şiddet" uygulaması…

    RAPORU HAZIRLAYANLAR:
    Azime Acar & Ender Bölükbaşı

    * * *

    Son bir haftadır Papa ile yattık, Papa ile kalktık… 

    O kadar ki, baştan "gelmesin" diye düzenlenen protesto gösterileri unutuldu, ayrılırken"Papa, hep burada kalsın. Sayesinde Türkiye'yi tanıttık, turizm gelirimiz artacak" türünden açıklamalar birbirini kovaladı. 

    Hatta, Fener Rum Patriği Bartholomeos, Papa'ya gösterilen ilgiyi kıskanıp "O gidici, ben buradayım" türünden kinayeli serzenişlerde bile bulunmuş… Bunu VatanGazetesi'ndeki Leyla Umar'ın yazısından öğrendik…

    Papa gezisi başından sonuna kadar medyatik medya kazalarının sahnesi gibiydi… 

    Özellikle TRTPapa'yı tıpkı çizgi film karakteri Piglet gibi algıladığından olacak, bize sık sık medya kaza örnekleri sergiledi… 

    Canlı yayınlanması planlanan ancak bir türlü canlı yapılamayan Papa-Başbakan Erdoğangörüşmesiyle başlayalım. 

    Hatırlayacaksınız, Irak Savaşı'nı tüm dünyaya duyuracağı kritik konuşma öncesindeBaşkan Bush'un konuşması erken canlı yayına verilmiş ve Başkan'ın dudaklarını yalamasından saçını başını düzeltilip, pudralanmasına kadar her türlü "sahne dışı show"ekranlara yansımıştı. Akıllarda da konuşmadan çok Başkan'ın dudak yalayıp, makyajını tazelemesi kalmıştı.

    Erdoğan'ın Esenboğa Havaalanı'nda bizzat yönettiği operasyon "TRT'nin erken canlı yayın sendromu"yla az kalsın bir felakete dönüşüyordu… 

    Erdoğan'ın, canlı yayında olduğundan habersiz;
    "Bu koltuklar çöküyor, başka koltuk yok muydu?",
    "O perdeyi kapat o perdeyi"
    "Ben burada mı oturacağım, daha yakın oturmamız için mi kondu bu koltuklar?",
    "Tiyatrocu kadın buraya mı oturacak?"
    türünden sahne dışı show görüntüleri, TRT'nin aculluğu ile yayına taşındı… 

    Allahtan (!) Kasımpaşavari konuşmaktan muzdarip Başbakan'ın ağzından başka türlübir söz çıkmadı…

    Ama aynı TRTPapa'nın Anıtkabir'deki "dua" sahnesini, sadece Papa'nın kulağınıgöstererek vermekle yetindi… 

    Belli ki Walt Disney'in çizgi film Piglet domuz karakterini "Müslümanlara hakaret içerir" zihniyetiyle gösterimini yasaklayan ve konunun Avrupa Parlamentosu'na taşınmasına neden olan TRTPapa'ya Piglet kadar yabancıydı. Papa gibi bir din adamının mozolenin önünde dua edeceğini hesaplayamamıştı.

    O yüzden, Meryem Ana Kilisesi'nde elinde Türk bayrağı taşıyan Papa görüntüsünü vermekte bile zorlanan TRTSultanahmet Camii'ndeki "kıyama duruş" seremonisine kadar Papa'dan hep bir adım geri kaldı… Hem zihniyet hem hız olarak…

    SONUÇ:
    Bütün bu süreç, TRT'nin aslında dini yayınlarda ciddi bir know how birikiminin olduğunu ortaya koydu… 

    Sultanahmet Camii'nden yapılan canlı kandil yayınları sayesinde, camiinin en güzel görüntüleri ve ihtişamı, papa ile İstanbul müfütüsünn konuşmaları hiç atlanmadan, "en iyi"prodüksiyonla bizlere aktarıldı… 

    Ama TRT daha "laik" alanlarda eksik kaldı… Tıpkı, Piglet'i anlayamaması gibi…


    İKİ BAKANIN HİKAYESİ…

    OLAY YERİ: Dünya Ekonomik Forumu Türkiye Zirvesi
    OLAY:
    Önceki hafta İstanbul'da düzenlenen, Dünya Ekonomik Forumu Davos'un İstanbul Zirvesi'nde, Devlet Bakanı Ali Babacan'ın yaptığı bir açıklamayı "kayıt altına" almaya karar verdik… 

    Zira, Devlet Bakanı Babacan"Geçtiğimiz dört yıl içinde Türkiye'deki kayıt dışılıkla ilgili belki hiçbir ilerleme kaydedemedik. Bunu itiraf ediyorum. Kabul etmek zorundayız. Çok talihsiz ama durum bu" deyiverdi. 

    Türk siyasetçilerin genellikle "yabancı konuklar önünde sergiledikleri bu samimiyet" gözlerimizden yaşartmaktan çok kanımızı dondurdu. 

    Türkiye Cumhuriyeti'nin bir bakanı, üstelik Avrupa Birliği Baş Müzakerecisi, sorumlu olduğu alanda "hiçbir ilerleme kaydedemedik" diyerek resmen "kayıt dışı ekonomiyi" yabancılara şikayet ediyordu. 

    Yabancılar ne yapacaksa?!!!...

    Aynı günlerde, Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin Acarlar İnşaat Şirketi'nin iki ayrı projesi için yaptığı basın açıklaması şikayette Babacan'dan geri kalmıyordu.

    Belli ki iki bakan da "Git derdini kuyuya anlat" dercesine medyayı iletişim değil,dertleşme aracı olarak kullanmaya karar vermişlerdi.

    Özellikle, Bakan Pepe'nin bakanlığında yıllardır devam eden Acaristan projesinin neden şimdi damarına basıldığı ya da AB görüşmeleri müzakerecisi bakanın "Kayıt dışı için ne yaptınız?" sorusu resmen sorulmadan bu açıklamayı yapması "stratejik bir vuruş"olarak değerlendirilebilir. 

    Ama, unutulmaması gereken bir şey var. Halk iktidar sahibinin "iktidarlı" olmasını ister ve bunları kendisine yansıtmadan çözmesini bekler… Demokrasinin gereği de bu zaten…

    SONUÇ:
    Belki hatırlarsınız, 1992 yılı Şırnak olayları sırasında Güneydoğu bölgesini ziyaret eden dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, bölgedeki halkın ve yerel yetkililerin anlattıklarını dinleyince gözyaşlarına boğulmuştu. 

    İşi çözmesi gereken bakanın gözyaşları karşısında hep birlikte "Eyvah" demiştik. 

    Şimdi, işi çözmesi gereken iki bakanın karşısında diyoruz ki "Eyvah ki ne eyvah…"


    ARINÇ'TAN SOLA DÖNÜŞ YASAĞI…

    OLAY YERİ: 17. Milli Eğitim Şurası ardından
    Başkent Öğretmen Evi'ndeki akşam yemeği
    OLAY:
    Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın bazı sözleri resmen "sola dönüş yasağı" tabelası gibi…

    ArınçMoskova'daki resmi gezisi sırasında "Lenin'i ölü görmek çok güzel" diye açıklama yaparak sol ile ilgili dip duygularını ele vermişti.

    17. Milli Eğitim Şurası bitiminde Başkent Öğretmen Evi'ndeki akşam yemeği sırasında ise nereden aklına düştüyse, "Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını değerlendirme" konuşması yaptı.

    Arınç"Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının hayatını incelediğimizde çoğu 68'linin ideolojik kavga, lider olma hevesi, para ve kadın elde etmek için yaptıklarını görüyoruz" dedi. 

    Arınç'ın bu sözlerine Vatan Gazetesi'nde Necati Doğru şöyle yanıt vermiş;

    "Ben de 68'liyim. Deniz'i tanıdım. En hızlısıydı hepimizin. En önde giderdi. Para için, kadın için, şarap için menfaat için, önder olma egoizmine yenik düştüğü için değil, devrim denen uzun koşunun en güzel yüz metresini koşmaya soyunmuş olduğu için eylem yapardı." 

    SONUÇ:
    Arınç'ın bu sol gözünün sık sık seğirmesi hayra alamet değil… 


    KEKİLLİ'YE ŞAŞI BAKIŞ…

    OLAY YERİ: Berlin'deki "Aile içi Şiddet" toplantısı
    OLAY:
    "Duvara Karşı" filmiyle Berlin'de en iyi kadın oyuncu ödülünü, ardından Antalya Film Festivali'nde "Eve Dönüş" filmiyle yine en iyi kadın oyuncu ödülünü kazanan Sibel KekilliBerlin'de "Aile İçi Şiddete Son" kampanyası nedeniyle düzenlenen konferansta,"Türkiye içi siyasete bulaşınca" hemen herkesin sözlü şiddetine maruz kaldı.

    Sibel Kekilli'nin söylediklerine bakalım.
    Ne demiş de herkes bu kadar celallenmiş?... 
    En çok da toplantıya katılan Türkiye'nin Berlin Başkonsolusu Ahmet Nazif Alpmancelallenmiş…

    Türk aileleri içinde şiddet gören çoğu kadının "erkektir, döver" düşüncesiyle bu tür olayları gizli tuttuğunu söylemiş… Yalan mı?

    Dahası, "Müslüman ailelerde şiddet kültürün bir parçası" demiş…

    Başkonsolos Alpman ise özellikle bu sözlerin "İslamı aşağıladığını" söyleyerek Papa'ya gösterilen tavrın bir benzeriyle harareti yükselip, salonu terk ediyor. Büyükelçi, "İslama bu şekilde dil uzatılmasına seyirci kalamazdım" diyor…

    Cumhurbaşkanı'na bağlı, Cumhurbaşkanı'nın atadığı laik bir üst düzey bürokrat…
    Başkonsolusun bu müftüvari açıklaması nedense gereken desteği buldu ve Sibel Kekilli'nin porno kasetleri çuvaldan çıkarıldı, "aile ile ne alakası var" türünde açıklamalar da peşi sıra geldi…

    Kekilli bu konuda belki de kendi ailesiyle yaşadığı sorunlara atıfta bulunmaya çalışmış. İslam yerine "geri kalmışlık" dese bu kadar sorun olacak mıydı? Merak ediyoruz…

    SONUÇ:
    Sibel Kekilli'nin bu konuşmayı yaptığı günlerde Türkiye'de en fazla izlenen dizi olanSıla'nın konusu "berdel"… 

    Yani, evlendiği adam öldüğü için kardeşine verilen bir kadının hikayesi var bu dizide… 

    Berdel ile evlendirilmiş 21 yaşındaki genç bir kadının bebeğini bir çarşafla sırtına bağlayıp, kendini evinin tavanına asmasının acı verici öyküsünü ise aynı günlerde gazetelerde okuduk… 

    10 yaşındaki kız çocuğunun gazete sayfalarına yansıyan şu sözlerini de okuduk;

    "Babam annemi önce dövdü, sonra üzerine benzin döküp yaktı. Annem ölmeseydi, ailemiz dağılmasın diye bunları anlatmayacaktım…"

    Sibel Kekilli, konuşmasında bu örnekleri belki vermedi… 
    Ama, içinden gelen bir şeyler söyledi… 
    Peki, bu sözler Kekili'nin ağzına yakışmıyor da kimin ağzına yakışıyor?...

    * * *

    Unutmayın… medya kazası can almaz… itibar alır…