• Hrant Dink'in de inandığı Tevfik Fikret'in hülyası!...
  • Hrant Dink cinayetinde yetkililerin bir türlü hatırlayamadığı "sözcükler"…

    ...Ve
  • CHP'lilerden Tayland'a "çiçek sulama" seferi…

    RAPORU HAZIRLAYANLAR:
    Azime Acar & Ender Bölükbaşı

    * * *

    "Ebna-yi beşer (insanoğlu) birbirinin kardeşi… Hülya!
    Olsun, ben o hülyaya da bin canla inandım"


    Tevfik Fikret'in yüzyıl önceki hülyasını paylaşandan biriydi Hrant Dink…

    Böyle bir hülyaya inanan Dink'in öldürülmesi tıpkı Çetin Altan'ın dediği gibi "beynimizi ve kalbimizi kezzaplı bir acıyla kavurdu"…

    Cinayetin hemen ardından "başarılı bir teknik takip" sonucunda 32 saat içinde katil zanlısı yakalandı.

    Katil zanlısının yakalanması üzerine yapılan açıklamalardaki "coşku" ve "sevinç" yaşanan acıyla o kadar tezat ve yaralayıcıydı ki…

    Elimiz bunu sadece bir "medya kazası" diye tanımlamaya varmadı…

    İstanbul Valisi Muammer Güler'in gecenin bir yarısı yaptığı basın toplantısında ellerini bir çocuk neşesiyle birbirine vurarak, katil zanlısının yakalandığı "müjdesini vermesi"daha cinayetin şokunu atlatamamış insanlara ne kadar uzaktı…

    Güler'in "gurur duyduk""mutluluk verici" gibi sözlerle süslediği açıklaması resmen ağzımızı açık bıraktı…

    Biz ağzımızı daha kapamaya fırsat bulamamıştık ki bu kez Başbakan Erdoğan'ınKızılcahamam'dan yaptığı açıklama ekranlara geldi… 

    Tıpkı Vali Güler gibi o da heyecana kapılmış, katil zanlısının yakalanmasını içinde"mutluluk" ve "gurur" geçen cümlelere tanımlıyordu…

    Katil zanlısının yakalanması elbette çok önemli… 
    Dahası bu kadar kısa bir sürede modern teknikler kullanılarak yakalanması da kayda değer…
    Ama, böylesine önemli bir açıklamanın içinde birazcık insani bir taraf olan sözcükler bekledik, beyhude yere…

    Başbakan ve Vali'nin ağzından "acımızı hafifletmek adına…" veya "hiç olmazsa teselli bulduğumuz…" türünden kırık dökük de olsa bir şeyler söylenir zannettik…
    Ama olmadı… 

    Onun yerine Vali ve Başbakan "teknik takibin" çok önemli olduğunun altını çizdiler… 

    Tıpkı Yılbaşı gecesi Taksim'deki kutlamalarda başına kurşun isabet eden gencin katilinin yakalanmasındaki kullanılan yöntemler gibi, bu olayda da teknik takip yüceltildi… Ve, "teknik takip başarısı" neredeyse medyanın gözüne sokuldu…

    SONUÇ:
    Teknik takip bu kadar etkin ve güçlü bir silahtı da neden iki buçuk yıldır tehdit alan ve savcılığa kendisi başvuran ama "Bizden koruma istemedi" bahanesiyle korunmayanHrant Dink için kullanılmadı? 

    Hrant Dink'in cenazesine gösterilen "teknik takip" özeni neden dirisine gösterilmedi?...

    Başbakan ve İstanbul Valisi, heyecanla açıklamalarını yaparken, bizim aklımıza işte bu iki soru takıldı…

    * * *

    Şimdi başlıktaki "cenaze marşı ve çiftetelli"ye dönelim…

    Beynelmilel filminde geçen Adıyaman'ın Sıkıyönetim Bandosu'nun bir anısı dün akşamki açıklamalarla neredeyse cuk oturdu.

    Tempo Dergisi'ndeki haberde bandonun saksafoncusu 51 yaşındaki Hamit Çelik, sıkıyönetim zoruyla kurulan bandonun çaldığı parçalardan o kadar uzak olduğunu anlatıyor ki… 

    "Yaptığımız işten ilk etapta hiçbir şey anlamıyorduk. Bize cenaze marşı çalın diyorlardı, bu konuda eğitimimiz eksik olduğu için biz çiftetelli çalıyorduk."

    Dünkü açıklamalar da cenaze marşını bilemeyen Adıyaman Sıkıyönetim Bandosu gibi bir çiftetelli tadında ve sakilliğindeydi.


    TAYLAND'DAN 'MASAJINIZ' VAR…

    OLAY YERİ: İzmir-Tayland hattı
    OLAY:
    Hrant Dink cinayeti, gündemdeki her şeyi silip attı…

    Ama biz çoğunluğunu CHP'lilerin oluşturduğu 223 kişilik Tayland'a Çiçek Fuarı'na düzenlenen Sefer-i Hümayun'un unutulmamasını istemedik… 

    Gezi, tarihe not düşülecek büyüklükte bir medya kazasıydı. CHP içinde de Genel BaşkanBaykal'ın karizmasını Tusunami gibi sildi süpürdü…

    Baykal'ın bizzat cep telefonlarına SMS çekerek "gitmeyin" talimatı vermesine rağmen,CHP'li meclis üyeleri kelle koltukta Çiçek Fuarı'na sefer düzenledi…

    CHP'li meclis üyeleri, "Aziz Kocaoğlu'nun arkasında duralım, yalnız bırakmayalım, eğer kalabalık gidersek Genel Merkez bir şey yapmaz" anlayışıyla hareket ettiklerini söylediler. Yani bir nevi sürü psikolojisi…

    SONUÇ:
    Fuar iki gündü, Sefer-i Hümayun sekiz gün sürdü… 
    Bu süre içinde yapılan toplam masaj sayısı bilinmiyor…
    Ama harcamanın toplamı biliniyor.
    Yarım milyon dolar… 

    CHP'liler belki de tarihin en pahalı çiçeklerini kokladılar ya da eski DYP'li Kamer Genç'in deyişiyle "suladılar"…

    CHP'lilerin dönüşünde basının onları tefe koymasını ise Hrant Dink cinayeti önledi.
    Ama bizden söylemesi... 

    Medya unutmaz! Hele Deniz Baykal hiç unutmaz!...

    * * *

    Unutmayın… medya kazası can almaz… itibar alır…