•  İki denizin hikayesi…
  • Deniz Baykal ve Deniz Gezmiş arasındaki "yüz" farkı…
  • Bıttın sabunu Deniz Baykal'ı siyaseten nasıl "dayanıklı" yaptı…

    ...Ve
  • Hıncal Uluç'un Deniz Baykal'a tarihi çağrısı……

    RAPORU HAZIRLAYANLAR:
    Azime Acar & Ender Bölükbaşı

    * * *

    Masum bir sabundu aslında Bıttın sabunu…
    Ta ki CHP Lideri Deniz Baykal, kullandığını açıklayana kadar…

    Yapımında Çitlembik ağacı tohumlarından elde edilen yağın ağırlıklı olarak kullanıldığıBıttın sabunu, halk arasında "kepeğe iyi gelmesi ve saçları güçlendirmesiyle"biliniyor…

    CHP lideri Deniz Baykal'ın yıllara meydan okuyan saçlarının arkasındaki sır ise işte buBıttın sabunu…

    Hatay yöresinden özel olarak getirilen Bıttın sabunu ile saçlarını yıkıyor Deniz Baykal… Kimi yörelerde bu sabuna "Bittim" deniyor ki, CHP'lilere de belki en çok bu kelime yakışıyor… 

    * * *

    Deniz Baykal, her sabah, birkaç kilometre yüzüyor, fiziğine ve sağlığına çok dikkat ediyor, akranlarını kıskandıracak kadar…

    Anayasa Mahkemesi'nin kararını açıklamasından bir gün önce, Deniz Baykal özenli taranmış saçları ve saçları kadar gür sesiyle bir medya kazası işledi. 

    BaykalAnayasa Mahkemesi kararının açıklamasına saatler kala şöyle diyordu;

    "Anayasa Mahkemesi'nin 367 milletvekili bulunmadan Cumhurbaşkanı seçilebileceği yönünde karar vermesi durumunda bu Türkiye'yi tehlikeli bir çatışmaya sürükleyecektir." 

    Baykal'a, bu açıklamasının hemen ardından Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın isteğiyle soruşturma açıldı.

    İşin vahim yanı bu açıklamayı 1 Mayıs'tan bir gün önce yapıyordu, CHP Lideri.

    Açıklamanın zamanlaması öylesine günlük siyasete odaklıydı ki… 

    Binlerce kişinin Taksim'e yürümeye çalışıp, polisle karşı karşıya gelme tehlikesi olan bir anda Baykal'ın "çatışma" sözleri ertesi gün gerçeğe dönüşebilir ve Baykal da"sorumlu bir parti lideri" olarak değil de "sorumsuz bir müneccim" olarak siyasi tarihe geçerdi…

    Baykal'ın bu talihsiz medya kazasının üzerine en çarpıcı yorumu Sabah Gazetesi yazarıHıncal Uluç Cumartesi günkü yazısında yaptı. 

    Ve, Baykal'ın yaptığı günlük siyasetten çıkardığı "sanal zaferleri" yerden yere vurdu.Hıncal Uluç şöyle diyor;

    "Bu ülkede hem de çoğu CHP'li binlerce seçmen, Deniz Baykal olduğu sürece oy vermemeye yeminli… 

    Deniz Baykal, Cumhuriyeti kuran partinin lideri olmaya layık biri değil... 

    Deniz Baykal, bırakın bağımsız laik kitleleri, geleneksel CHP'lileri bile peşinde sürükleyecek bir lider değil. Deniz Baykal, partisine ve cephesine hem de yüksek oranda oy kaybettiren yanlış adam... 

    Seçime onunla gitmek asıl, AKP'nin ekmeğine yağ, bal ve kaymak sürer."


    UluçBaykal'ı AKP'nin "gizli müttefiki" olarak ilan ettiği bu yazısında CHP liderine şu çağrıyı yapıyor;

    "Yapma.. Israr etme.. Ülken için, partin için, ilkelerin ve en önemlisi insanın için bir fedakarlıkta bulun…Çekil... 

    Partinin onursal başkanı olarak kal, istersen... Ama seçim meydanlarından çekil…"


    SONUÇ:
    Deniz Baykal, siyasette en yavaş adımları atması, hatta geri geri yürümesiyle tanınırken, biz şair Can Yücel'in deyişiyle "devrimin en hızlı 100 metresini koşan çocuk"tan bahsetmek istiyoruz.

    Zira, Uluç'un bu nefis siyasi analizinin yayınlandığı hafta, aslında bir başka Deniz'in yürek burkan hikayesinin yıldönümüydü. 

    6 Mayıs 1972'de iki arkadaşıyla birlikte "Meclis kararı"yla darağacına gönderilen Deniz Gezmiş, yaşasaydı 60 yaşını devirmiş olacaktı.

    Adaşı Deniz Baykal gibi Bıttın sabunu kullanmadığı için saç telleri zamana yenilecekti ve belki de Çağlayan'da yürüyen binlerce kişinin arasında olacaktı.
    Neden mi?...

    Üzerinde çok az durulan bir tarihsel detayı hatırlatmak istedik. 

    Devrimci Öğrenci Birliği'ni kuran Deniz Gezmiş'in ilk büyük eylemlerinden birisi 30 Ekim 1968 günü Samsun'dan Ankara'ya başlattığı Türk bayraklı "Mustafa Kemal Yürüyüşü"dür…

    Samsun'dan Ankara'ya arada "gözaltına alınmalarına" rağmen, yürüyüşlerini tamamlayan Deniz Gezmiş ve arkadaşları, o dönemde küçük bir grubun siyasette çok önemli işler yapabileceğini göstermişti.

    Bugün Deniz Baykal ise büyük kalabalıklara rağmen "Ben 22 Temmuz'da seçim olmasını istemiyorum, benim seçmenim deniz kenarında olacak" diyerek, içinde"deniz" geçen bir cümle kuruyor, siyaseti 50 faktörlü güneş yağına buluyordu…

    İki Deniz'in hikayesi burada bitti…

    * * *

    Unutmayın… medya kazası can almaz… itibar alır…