• Doğu ile Batı bir bardağa konsa, epeyce bir çalkalansa ne kadar sentez olur?
     
  • İngiliz siciminden sonra, İngiliz şeriatı... Ama nasıl?

    ... Ve,
  • Ali Bayramoğlu'ndan derin AKP analizi...

    RAPORU HAZIRLAYANLAR:
    Azime Acar & Ender Bölükbaşı

    * * *

    "Işık Batı'dan yükselir" yorumları belki hatırlarsınız ilk kez RefahYol döneminde Refah Partisi'nin kapatılma davası sırasında Türk basınında yer almıştı. 

    Amerikan yönetimi, Refah Partisi'nin kapatılmasına karşı çıkınca, İslamcı siyaset Batı'nın"özgürlükçü" tarafıyla tanışmış ve artık bir retoriği sıkça kullanır olmuştu.

    İslamcı siyaset o gün bugündür Batı'dan hep bir ışık gördü. 

    Doğu-Batı geçtiğimiz hafta bir kaç medya kazasıyla öylesine birbirine karıştı ki İslamcı kesimin gözleri bir kez daha Batı'dan gelen ışıkla kamaşıverdi.

    Işığı yakan ise İngiliz Anglikan Kilisesi'nin lideri konumundaki Başpiskopos Rowan Willams oldu. 

    Radikal ve ulltra liberal olarak bilinen, geçmişinde eşcinsel rahipleri kutsayanWillams"İngiltere'deki müslümanlar için şeriat kurallarının uygulanması gerektiğini" söyleyince, herkesin ağzı bir karış açık kaldı.

    Willams aslında veya belki de "Yahudilerin, Katoliklerin ve Anglikanların bazı konularda kendi mahkemelerini kurmalarına izin veriliyor. Müslümanların da aynı haklara sahip olması gerekir" demeye getirmişti, "özgürlükçü" bir bakışla. 

    Ama, başta İngiliz Başbakanı olmak üzere herkes bu fikre karşı çıktı, hatta İngiliz basını"sus sen" diye manşet atıp, istifasını bile istedi.

    Türkiye'deki İslamcı medya ise başta Yeni Şafak olmak üzere bu haberler karşısında pek bir heyecana geldi ve bir anda "özgürlükçü" bu yaklaşımı da sahipleniverdi.

    İslamcı basındaki yorumlar Anglikan kilisesinin bu liberal Başpiskoposunu desteklernitelikteydi. Ama, İslamcı siyasetin genel havasıyla özgürlükçü konulara yaklaşımının ne kadar sığ olduğuna dair yorum da yine Yeni Şafak'ın bir köşe yazarından geldi.

    Vatan Gazetesi'nden Ruşen Çakır'a konuşan Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu,AKP'nin düşünce özgürlüğünü kısıtlayan 301. Madde'nin kaldırılmasına ilişkin hiçbir şey yapmazken, türbanla ilgili acelesini yorumlarken bakın nasıl derin bir AKP analizi de yapıyor;

    "Biz son seçimlerde AK parti ile ittifak yaptık diye düşünüyoruz. Ama, o bir şey söylemese bile şu duyguyu veriyor. Ben ittifak yapmadım. Sen yaptın. Çok dinleyen bir parti, dinleyen bir lider değil. İstişare ediyor ama önem veriyorsa, fırsat buluyorsa danışıyor. Ama karar mekanizmalarında çok kapalı bir parti. Çok cemaat dünyası içinde kalan bir parti. Dolayısıyla çok fazla umut vermiyor. Ancak başka bir parti de yok yerine koyabileceğimiz."

    SONUÇ:
    Neyin "özgürlük" neyin özgürlük olmadığı, neyin Doğuneyin Batı olduğuna ilişkin kavramlar, toz bulutu içinde kaldığında, İslamcı kesimin şehla bakışına bir örnek de Katar Emiri'nin "hediye skandalı"nda yaşandı.

    Katar Emiri'nin, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Katar gezisine katılan gazetecilere 3 bin dolarlık Omega marka saat dağıtması medyada tartışma yarattı. 

    Hediyenin iadesini savunanlar, satılıp parasının Mehmetçik Vakfı'na verilmesini önerenlere kadar çeşitli yaklaşımlar oldu ama Vakit Gazetesi, gazetecilerin hediyeyi iade etmesini getirip Arap düşmanlığına dayadı.

    Doğu ile Batı'nın aynı bardağın içine konsa birbirine zeytinyağı ile su gibikarışmayacağının anlaşıldığı bu durum Vakit Gazetesi'nin sürmanşetine kadar taşındı.

    Vakit"gazetecilerin yaptığı terbiyesizlik" diye duyurduğu haberde, gazetecilerin hediye iadesini "diplomatik nekazetsizlik" ve "Arap düşmanlığı" olarak nitelendirdi.

    Oysa bir çok medya organında belli miktarın üzerinde alınan hediyelerin kuruma verilmesi veya iadesi gibi etik kurallar vardır. Hediye batıdan da gelse etik kural uygulanmak durumundadır. Bizden hatırlatması...

    * * *

    Unutmayın… medya kazası can almaz… itibar alır…